bak bu koltuk yanmış
sessizce gitti hatun
ayaklarını süre süre
bir de kapıyı tuttursa
kırmızı ayakkabıları elinde
ne renk ki montu
sal gitsin
yokuş aşağı
dem dem olmuş ellerinde ki saat
harbi saat kaç
bu masa yanmış
yok lan alev alev değil
yamuk yamuk yanmış
bir beyaz kağıtla düzelmez ki şimdi
altına koysan ayağının
-masaya rakı gönder abla
tirkayi çıldırmış-
bardak bile gururlu
bu ne garabet
beri git melun meret
-hadi gidelim eve çay içelim beceremedik rakıyı-
25 Şubat 2012 Cumartesi
jin
ne kadar zormuş beklemek
yada beklediğini zannetmek
en çok yanında olmasını istediğin kişinin
şimdi uzakta olması
her an birlikte iken
şimdi ne yaptığını bilememek
bitti atlattık bunu da diyecekken
onun çoktan gitmesi
-hayat çok karmaşık-
ellerinin sıcaklığını bir daha hissedememe duygusu
gece saçlarını okşayamamak
en kötüsü teninin kokusunu yitirmek
çok seviyorum derken
her an haykırmak isterken
herkese her şeye
o, o mu gitti
ve rüya bitti
bana kalan
birkaç kelime
ve birde her fakir de olan umut
-hayat bir el şakasından ibaret
bazen orta parmağını gösterir
bazen güle güle der sallayarak sana doğru
bazende avucunu açar sana
al hepsi senin der-
sanırım benim payım
orta parmak ve güle güle
yada beklediğini zannetmek
en çok yanında olmasını istediğin kişinin
şimdi uzakta olması
her an birlikte iken
şimdi ne yaptığını bilememek
bitti atlattık bunu da diyecekken
onun çoktan gitmesi
-hayat çok karmaşık-
ellerinin sıcaklığını bir daha hissedememe duygusu
gece saçlarını okşayamamak
en kötüsü teninin kokusunu yitirmek
çok seviyorum derken
her an haykırmak isterken
herkese her şeye
o, o mu gitti
ve rüya bitti
bana kalan
birkaç kelime
ve birde her fakir de olan umut
-hayat bir el şakasından ibaret
bazen orta parmağını gösterir
bazen güle güle der sallayarak sana doğru
bazende avucunu açar sana
al hepsi senin der-
sanırım benim payım
orta parmak ve güle güle
24 Şubat 2012 Cuma
yola devam
tamda bu gün daha bi anlamlı gelen
Flört'ün parçası "yola devam"
"Kaybolduğumda oldu benim yola gelmedim
Tabiiki çok acı çektim ben böyle değildim
Arada bir boşa döndüm pervane gibi
Rüzgarına nefesimle bol bol üfledim"
Flört'ün parçası "yola devam"
"Kaybolduğumda oldu benim yola gelmedim
Tabiiki çok acı çektim ben böyle değildim
Arada bir boşa döndüm pervane gibi
Rüzgarına nefesimle bol bol üfledim"
aradan epey zaman geçti
büyüdüm çokça da güldüm
"Gökyüzüne fırça fırça boya sürerdim
Altına imzamı atıp eve dönerdim
Şeytana kurşun sıktım yine ölmedi
Başım döndü ben döndüm kimse görmedi"
Altına imzamı atıp eve dönerdim
Şeytana kurşun sıktım yine ölmedi
Başım döndü ben döndüm kimse görmedi"
absürtlükleri sevdim hep
belki de kendimi denedim
"Başımı üstümden çekin gölge yapıyor
Bu vücudun güneşten çok ricası oluyor
Hadi bana eyvallah ben artık gideyim
Arayan soran olursa selam söyleyin"
Bu vücudun güneşten çok ricası oluyor
Hadi bana eyvallah ben artık gideyim
Arayan soran olursa selam söyleyin"
bu kadar kısa mıydı hikayemiz
tanrı çok şakacı sanırım
insanlarla oyun oynamayı seviyor
haklı belki de
tek canı sıkılıyor
22 Şubat 2012 Çarşamba
eşeklik..
şimdiye kadar ki en büyük eşekliğiniz nedir ne zaman yaptınız?
en büyük mü bilmiyorum da sıralamada ilk 3'ü zorlar bir eşeklik yaptım
bu gün yaptım hiç yapmamam gereken birine
fikirlerini çiğnedim ve sınırana tecavüz ettim
ne diyordu ülkü tamer
"çok canım sıkılıyor kuş vuralım istersen"
en büyük mü bilmiyorum da sıralamada ilk 3'ü zorlar bir eşeklik yaptım
bu gün yaptım hiç yapmamam gereken birine
fikirlerini çiğnedim ve sınırana tecavüz ettim
ne diyordu ülkü tamer
"çok canım sıkılıyor kuş vuralım istersen"
26 Ocak 2012 Perşembe
gece saçlı
yolumuz ayrı biliyorum
yarattığın bir hayal
bir hayalle nasıl baş edilir ki
rakı bardağında balık
çok güzel bir kaç göz yaşı eşliğinde düşünmek
ikinci dublede etrafta dolanan
eskiz kağıdına çizilmiş silik portreler
acı bir gülümseme oturur dudakların kenarına
gözlerden akan yaşlar kendi başına
dudağa oturan acı gülümseme kendi başına
eller havada döner müziğin ritmine uymadan
yangın çıktı bende
darmadağın bir iskelet
kapanan bir zarf
adressiz postalanır
hiçbir zaman gitmeyecek yerine
tedavülden kalkmış dört pul sarı zarfın üstünde
kurşun kalemle yazılmış
dökülen yaşlarla yıpranan saman kağıdı
zamansızlığa gönderilen bir mektup
kaldırım taşlarını sayıyor gökyüzünün siyahlığına aldırmadan
çizgilere basmadan yürümekle meşgul etme çabasında
kimsesiz bir yarıştı içinde bulunduğu
güneş yakmıyordu artık buzun dondurmadığı gibi
hissizlik nasıl bir boşluk
herhangi bir dile tercümesi yapılabilir mi
anlatılabilir mi bilinen dillerde
nerede olduğunu biliyorum
gittiğin her yolun nereye çıkacağını
hangi köşede beklesem
gece saçlı...
15 Ocak 2012 Pazar
vehamet
dilimin ucuna gelipte söyleyemediklerim
ellerini tutarken gözlerine bakarken
utancımdan hep içimde biriktirdiklerim
ne güzel demiş şair
"halbuki aşk, başka ne olsundu ki hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim"
velev ki gencim hala
söyleyemediklerim diz boyu
kapanırken kepenkleri dükkanların
seslerinde kepenklerin dağılıyor sessizliğim
saçlarını okşamak
berberliğe aşık olan çırağın dükkanı açma sevinci gibi
acemi fakat öğrenecek o denli seviyor ki mesleğini yada mesleği olacak mesleği
sandığını açabilecek misin bana
sandığın gibi değil bu
her ne saklıyorsan içinde
dökecek misin
ben hala utanıyorum
ne zaman geçer ve her geçen içimden
sana yol olur
bilmiyorum...
"ben rehnedilmiş yelkovan gibi
hani akrebi seven ama yüreği takvim yokuşlarında"
ellerini tutarken gözlerine bakarken
utancımdan hep içimde biriktirdiklerim
ne güzel demiş şair
"halbuki aşk, başka ne olsundu ki hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim"
velev ki gencim hala
söyleyemediklerim diz boyu
kapanırken kepenkleri dükkanların
seslerinde kepenklerin dağılıyor sessizliğim
saçlarını okşamak
berberliğe aşık olan çırağın dükkanı açma sevinci gibi
acemi fakat öğrenecek o denli seviyor ki mesleğini yada mesleği olacak mesleği
sandığını açabilecek misin bana
sandığın gibi değil bu
her ne saklıyorsan içinde
dökecek misin
ben hala utanıyorum
ne zaman geçer ve her geçen içimden
sana yol olur
bilmiyorum...
"ben rehnedilmiş yelkovan gibi
hani akrebi seven ama yüreği takvim yokuşlarında"
21 Aralık 2011 Çarşamba
gidememek...
boş bir sokak
sadece sokak lambası
gidememenin
hep yenik düşmenin kalbe
şahitleridir
bitmesin diye sarılma
zamana yalvarma miadı
gidememek değil bu gitmemek
vazgeçmemek
her şeye rağmen onu hissetmek
- bir çay içimlik değil bu gece saçlı-
sadece sokak lambası
gidememenin
hep yenik düşmenin kalbe
şahitleridir
bitmesin diye sarılma
zamana yalvarma miadı
gidememek değil bu gitmemek
vazgeçmemek
her şeye rağmen onu hissetmek
- bir çay içimlik değil bu gece saçlı-
4 Aralık 2011 Pazar
ot kim
sloganlar atılırdı
"halkaların kardeşliği" ana temasıydı toplanmanın
ben aşıktım
her halk kardeş olmasın
"halkların aşkı" da yer almalıydı pankartlarda
içimdeki kederle meydana girdim
kinliydim
devlet ananın copu omzumda parlıyordu
sana da kızgındım
sözlerin çarpıyordu suratıma
gözlerime kaçan devlet ananın biber gazı
gözlerim yaşarıyor sade biber gazından değil
senin gidişin de etkendir
limonlar dağıtılır ya meydan da
almak istemem
"erkekler ağlamaz" dendi hep
ve ağlamak için devlet anaya sarılırdım
hırpalardım kinliydim ona
copunu parlatınca sırtımda
atınca biber gazını ağlardım
kimse bilmezdi gerçekten ağladığımı
devlet anaya daha da kinlenirdi meydan
bende rahat rahat ağlardım
ara sokaklarda yazı yazılmadık duvar bırakmazdık
her sloganın sonunda küçük
dikkat çekmeyecek şekilde
aşklarımızı da yazardık
bir tek biz bilirdik
kimse farkına varmazdı
hep aşklarımızın o sokaklardan geçmesini dilerdik
bilirdik geçseler de göremeyeceklerdi
solculuk oyunları oynardık
aşka vaktimiz yoktu
biz insanlığı kurtarmak için çabalardık
kimseye söylemezdik
hepimizde bir aşk vardı
utanırdık anlatamazdık
zaman kaybıydı, düşüncelerimizde aşka yer yoktu
öyle kandırırdık kendimizi
yalnız kalınca kendimizle
işte o zaman yaşamaya başlardık aşklarımızı
büyüdük
solculuk oyunlarını bıraktık
artık duvarlara slogan yazmıyoruz
kalemlerimizle kağıtlara yazıyoruz
insanları kurtarmaktan vazgeçtik
artık daha yaşanılası bir dünya için çabalıyoruz
eskiden kalma bir alışkanlık olsa gerek
hala aşklarımızdan bahsedemiyoruz
utanıyoruz
hala yer yok birlikteyken aşklarımıza
hala yalnız kalınca yaşıyoruz
herkesin başka bir kaygısı var artık
değiştik değişmesine de hala bazı huylarımız aynı
ışıklar yanarken sokaklarda etrafımıza bakarak yürüyoruz
korkacak bir şeyimiz yok oysa ki
ellerimizde sprey boyalar yada ceplerimizde limon yok
aşklarımızı da yazmıyoruz artık duvarlara sloganları yazmayı bıraktığımızdan beri
artık kendi sözlerimize gölgeyiz
bedenlerimiz yer çekimine yenik düşmüş
bir tek aşklarımızdı bize kalan
neydi sebebi
kimseye anlatamadığımız için yok mu sayıldılar da onlara el uzatmadılar
yoksa kendimize bile sesli bir şekilde söyleyemediğimiz için
çünkü "yerin kulağı vardı" hep içimizde kaldılar
artık söylesek bile bir şey değişmeyecek gibi
aşık olduklarımız hep başkalarıyla
belki beklediler biz sustukça
onlar susmayanlara bizce "ot olanlara" gittiler
şimdi kim ot..
"halkaların kardeşliği" ana temasıydı toplanmanın
ben aşıktım
her halk kardeş olmasın
"halkların aşkı" da yer almalıydı pankartlarda
içimdeki kederle meydana girdim
kinliydim
devlet ananın copu omzumda parlıyordu
sana da kızgındım
sözlerin çarpıyordu suratıma
gözlerime kaçan devlet ananın biber gazı
gözlerim yaşarıyor sade biber gazından değil
senin gidişin de etkendir
limonlar dağıtılır ya meydan da
almak istemem
"erkekler ağlamaz" dendi hep
ve ağlamak için devlet anaya sarılırdım
hırpalardım kinliydim ona
copunu parlatınca sırtımda
atınca biber gazını ağlardım
kimse bilmezdi gerçekten ağladığımı
devlet anaya daha da kinlenirdi meydan
bende rahat rahat ağlardım
ara sokaklarda yazı yazılmadık duvar bırakmazdık
her sloganın sonunda küçük
dikkat çekmeyecek şekilde
aşklarımızı da yazardık
bir tek biz bilirdik
kimse farkına varmazdı
hep aşklarımızın o sokaklardan geçmesini dilerdik
bilirdik geçseler de göremeyeceklerdi
solculuk oyunları oynardık
aşka vaktimiz yoktu
biz insanlığı kurtarmak için çabalardık
kimseye söylemezdik
hepimizde bir aşk vardı
utanırdık anlatamazdık
zaman kaybıydı, düşüncelerimizde aşka yer yoktu
öyle kandırırdık kendimizi
yalnız kalınca kendimizle
işte o zaman yaşamaya başlardık aşklarımızı
büyüdük
solculuk oyunlarını bıraktık
artık duvarlara slogan yazmıyoruz
kalemlerimizle kağıtlara yazıyoruz
insanları kurtarmaktan vazgeçtik
artık daha yaşanılası bir dünya için çabalıyoruz
eskiden kalma bir alışkanlık olsa gerek
hala aşklarımızdan bahsedemiyoruz
utanıyoruz
hala yer yok birlikteyken aşklarımıza
hala yalnız kalınca yaşıyoruz
herkesin başka bir kaygısı var artık
değiştik değişmesine de hala bazı huylarımız aynı
ışıklar yanarken sokaklarda etrafımıza bakarak yürüyoruz
korkacak bir şeyimiz yok oysa ki
ellerimizde sprey boyalar yada ceplerimizde limon yok
aşklarımızı da yazmıyoruz artık duvarlara sloganları yazmayı bıraktığımızdan beri
artık kendi sözlerimize gölgeyiz
bedenlerimiz yer çekimine yenik düşmüş
bir tek aşklarımızdı bize kalan
neydi sebebi
kimseye anlatamadığımız için yok mu sayıldılar da onlara el uzatmadılar
yoksa kendimize bile sesli bir şekilde söyleyemediğimiz için
çünkü "yerin kulağı vardı" hep içimizde kaldılar
artık söylesek bile bir şey değişmeyecek gibi
aşık olduklarımız hep başkalarıyla
belki beklediler biz sustukça
onlar susmayanlara bizce "ot olanlara" gittiler
şimdi kim ot..
2 Aralık 2011 Cuma
renk hokkabazı
geleceğini çiziyorsun ya zamanın üstüne
renkler etrafında
gecenin rengi bulaşmış saçlarına
yüzüne çizdiğin yorgunluk çizgileri
ne yorgunlukların ne acıların izleri
belki de ulaşamadığın aşklarının
hayal kırıklıkların belki de
umudu da çiz
sevmeyi sevilmeyi de
güzel bir aşk çiz zaman çizgisine
olimpostakiler kıskansın
özlemi çiz birazda hasret rengi at üstüne
kavuşmayı unutma
vuslatsız bir ömür neye yarar ki
birazda güven olsun zaman çizginde
kötülükte olsun serptiğin renkler içinde
hayal kırıklıklarına azıcık yer ver
renkler elinde
renk hokkabazısın
gece saçlı
sen zamansızlıksın
-özledim-
renkler etrafında
gecenin rengi bulaşmış saçlarına
yüzüne çizdiğin yorgunluk çizgileri
ne yorgunlukların ne acıların izleri
belki de ulaşamadığın aşklarının
hayal kırıklıkların belki de
umudu da çiz
sevmeyi sevilmeyi de
güzel bir aşk çiz zaman çizgisine
olimpostakiler kıskansın
özlemi çiz birazda hasret rengi at üstüne
kavuşmayı unutma
vuslatsız bir ömür neye yarar ki
birazda güven olsun zaman çizginde
kötülükte olsun serptiğin renkler içinde
hayal kırıklıklarına azıcık yer ver
renkler elinde
renk hokkabazısın
gece saçlı
sen zamansızlıksın
-özledim-
24 Kasım 2011 Perşembe
tepemizde tanrılar
dalga seslerini duyuyor musun
hayallerimize çarpan
onları köpürten dalgaları
-poseidon kızmış olmalı bize-
notalar uçuşuyor gök yüzünde
akordiyonun boğuk sesi doluyor odaya
renklerle dans ediyoruz
-eros dolanıyor ortalıkta-
çantamızda ki gün ışığını
ortalığa saçma vakti
gözleri kamaşsın etraftakilerin
söyle bana nereye sakladın kendini
kölen nerde
üzümlerini kim getiriyor
-olimpos dağı boş kalmış-
hayallerimize çarpan
onları köpürten dalgaları
-poseidon kızmış olmalı bize-
notalar uçuşuyor gök yüzünde
akordiyonun boğuk sesi doluyor odaya
renklerle dans ediyoruz
-eros dolanıyor ortalıkta-
çantamızda ki gün ışığını
ortalığa saçma vakti
gözleri kamaşsın etraftakilerin
söyle bana nereye sakladın kendini
kölen nerde
üzümlerini kim getiriyor
-olimpos dağı boş kalmış-
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)