11 Mart 2012 Pazar

herkes yorgun

kalbimde bir gemi var
kartlar dağıtılıyor
herkes pür dikkat
sigaralar yanıyor her taraf duman
koşmak istiyorum
yön önemli değil


kalbimde bir gemi var
pusulası yok
kirazlar toplanıyor yavaş yavaş
herkes yorgun
yüzüm kaşınıyor
çıkarmalıyım artık maskemi
yüzmek istiyorum
kulaç atmak


kalbimde bir gemi var
demir attı
battı batacak
yol almalı


-düşlemekten sıkıldım bir sigara sar-

25 Şubat 2012 Cumartesi

çay içelim

bak bu koltuk yanmış
sessizce gitti hatun 
ayaklarını süre süre
bir de kapıyı tuttursa
kırmızı ayakkabıları elinde
ne renk ki montu


sal gitsin
yokuş aşağı
dem dem olmuş ellerinde ki saat
harbi saat kaç


bu masa yanmış
yok lan alev alev değil 
yamuk yamuk yanmış
bir beyaz kağıtla düzelmez ki şimdi
altına koysan ayağının


-masaya rakı gönder abla
tirkayi çıldırmış-


bardak bile gururlu
bu ne garabet
beri git melun meret


-hadi gidelim eve çay içelim beceremedik rakıyı-



jin

ne kadar zormuş beklemek 
yada beklediğini zannetmek
en çok yanında olmasını istediğin kişinin
şimdi uzakta olması
her an birlikte iken
şimdi ne yaptığını bilememek


bitti atlattık bunu da diyecekken
onun çoktan gitmesi


-hayat çok karmaşık-


ellerinin sıcaklığını bir daha hissedememe duygusu
gece saçlarını okşayamamak
en kötüsü teninin kokusunu yitirmek


çok seviyorum derken
her an haykırmak isterken 
herkese her şeye


o, o mu gitti 
ve rüya bitti
bana kalan 
birkaç kelime 
ve birde her fakir de olan umut


-hayat bir el şakasından ibaret
bazen orta parmağını gösterir 
bazen güle güle der sallayarak sana doğru
bazende avucunu açar sana
al hepsi senin der-


sanırım benim payım 
orta parmak ve güle güle

24 Şubat 2012 Cuma

yola devam

 tamda bu gün daha bi anlamlı gelen 
 Flört'ün parçası "yola devam"


"Kaybolduğumda oldu benim yola gelmedim
Tabiiki çok acı çektim ben böyle değildim
Arada bir boşa döndüm pervane gibi
Rüzgarına nefesimle bol bol üfledim"



aradan epey zaman geçti 
büyüdüm çokça da güldüm

"Gökyüzüne fırça fırça boya sürerdim
Altına imzamı atıp eve dönerdim
Şeytana kurşun sıktım yine ölmedi
Başım döndü ben döndüm kimse görmedi"

absürtlükleri sevdim hep 
belki de kendimi denedim

"Başımı üstümden çekin gölge yapıyor
Bu vücudun güneşten çok ricası oluyor
Hadi bana eyvallah ben artık gideyim
Arayan soran olursa selam söyleyin"

bu kadar kısa mıydı hikayemiz
tanrı çok şakacı sanırım
insanlarla oyun oynamayı seviyor
haklı belki de 
tek canı sıkılıyor



22 Şubat 2012 Çarşamba

eşeklik..

şimdiye kadar ki en büyük eşekliğiniz nedir ne zaman yaptınız?
en büyük mü bilmiyorum da sıralamada ilk 3'ü zorlar bir eşeklik yaptım
bu gün yaptım hiç yapmamam gereken birine
fikirlerini çiğnedim ve sınırana tecavüz ettim


ne diyordu ülkü tamer 
"çok canım sıkılıyor kuş vuralım istersen"

26 Ocak 2012 Perşembe

gece saçlı

yolumuz ayrı biliyorum
yarattığın bir hayal
bir hayalle nasıl baş edilir ki

rakı bardağında balık
çok güzel bir kaç göz yaşı eşliğinde düşünmek
ikinci dublede etrafta dolanan 
eskiz kağıdına çizilmiş silik portreler

acı bir gülümseme oturur dudakların kenarına
gözlerden akan yaşlar kendi başına
dudağa oturan acı gülümseme kendi başına
eller havada döner müziğin ritmine uymadan

yangın çıktı bende
darmadağın bir iskelet
kapanan bir zarf
adressiz postalanır
hiçbir zaman gitmeyecek yerine
tedavülden kalkmış dört pul sarı zarfın üstünde
kurşun kalemle yazılmış
dökülen yaşlarla yıpranan saman kağıdı
zamansızlığa gönderilen bir mektup

kaldırım taşlarını sayıyor gökyüzünün siyahlığına aldırmadan
çizgilere basmadan yürümekle meşgul etme çabasında
kimsesiz bir yarıştı içinde bulunduğu

güneş yakmıyordu artık buzun dondurmadığı  gibi
hissizlik nasıl bir boşluk
herhangi bir dile tercümesi yapılabilir mi
anlatılabilir mi bilinen dillerde

nerede olduğunu biliyorum
gittiğin her yolun nereye çıkacağını 
hangi köşede beklesem
gece saçlı...

15 Ocak 2012 Pazar

vehamet

dilimin ucuna gelipte  söyleyemediklerim
ellerini tutarken  gözlerine bakarken
utancımdan hep içimde biriktirdiklerim
ne güzel demiş şair


"halbuki  aşk, başka ne olsundu ki hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim"


velev ki gencim hala 
söyleyemediklerim diz boyu
kapanırken kepenkleri dükkanların
seslerinde kepenklerin dağılıyor sessizliğim


saçlarını okşamak
berberliğe aşık olan çırağın dükkanı açma sevinci gibi
acemi fakat öğrenecek o denli seviyor ki mesleğini yada mesleği olacak mesleği


sandığını açabilecek misin bana
sandığın gibi değil bu 
her ne saklıyorsan içinde
dökecek misin


ben hala utanıyorum 
ne zaman geçer ve her geçen içimden
sana yol olur
bilmiyorum...


"ben rehnedilmiş yelkovan gibi
hani akrebi seven ama yüreği takvim yokuşlarında"

21 Aralık 2011 Çarşamba

gidememek...

boş bir sokak
sadece sokak lambası
gidememenin
hep yenik düşmenin kalbe
şahitleridir


bitmesin diye sarılma
zamana yalvarma miadı




gidememek değil bu gitmemek
vazgeçmemek
her şeye rağmen onu hissetmek




- bir çay içimlik değil bu gece saçlı-

4 Aralık 2011 Pazar

ot kim

sloganlar atılırdı
"halkaların kardeşliği" ana temasıydı toplanmanın
ben aşıktım
her halk kardeş olmasın
"halkların aşkı" da yer almalıydı pankartlarda




içimdeki kederle meydana girdim
kinliydim
devlet ananın copu omzumda parlıyordu
sana da kızgındım
sözlerin çarpıyordu suratıma
gözlerime kaçan devlet ananın biber gazı
gözlerim yaşarıyor sade biber gazından değil
senin gidişin de etkendir
limonlar dağıtılır ya meydan da
almak istemem
"erkekler ağlamaz" dendi hep
ve ağlamak için devlet anaya sarılırdım
hırpalardım kinliydim ona
copunu parlatınca sırtımda
atınca biber gazını ağlardım
kimse bilmezdi gerçekten ağladığımı
devlet anaya daha da kinlenirdi meydan
bende rahat rahat ağlardım




ara sokaklarda yazı yazılmadık duvar bırakmazdık
her sloganın sonunda küçük
dikkat çekmeyecek şekilde
aşklarımızı da yazardık
bir tek biz bilirdik
kimse farkına varmazdı
hep aşklarımızın o sokaklardan geçmesini dilerdik
bilirdik geçseler de göremeyeceklerdi
solculuk oyunları oynardık
aşka vaktimiz yoktu
biz insanlığı kurtarmak için çabalardık
kimseye söylemezdik
hepimizde bir aşk vardı
utanırdık anlatamazdık
zaman kaybıydı, düşüncelerimizde aşka yer yoktu
öyle kandırırdık kendimizi
yalnız kalınca kendimizle
işte o zaman yaşamaya başlardık aşklarımızı




büyüdük
solculuk oyunlarını bıraktık
artık duvarlara slogan yazmıyoruz
kalemlerimizle kağıtlara yazıyoruz
insanları kurtarmaktan vazgeçtik
artık daha yaşanılası bir dünya için çabalıyoruz
eskiden kalma bir alışkanlık olsa gerek
hala aşklarımızdan bahsedemiyoruz
utanıyoruz
hala yer yok birlikteyken aşklarımıza
hala yalnız kalınca yaşıyoruz
herkesin başka bir kaygısı  var artık
değiştik değişmesine de hala bazı huylarımız aynı
ışıklar yanarken sokaklarda etrafımıza bakarak yürüyoruz
korkacak bir şeyimiz yok oysa ki
ellerimizde sprey boyalar yada ceplerimizde limon yok
aşklarımızı da yazmıyoruz artık duvarlara sloganları yazmayı bıraktığımızdan beri




artık kendi sözlerimize gölgeyiz
bedenlerimiz yer çekimine yenik düşmüş
bir tek aşklarımızdı bize kalan
neydi sebebi
kimseye anlatamadığımız için yok mu sayıldılar da onlara el uzatmadılar
yoksa kendimize bile sesli bir şekilde söyleyemediğimiz için
çünkü "yerin kulağı vardı" hep içimizde kaldılar




artık söylesek bile bir şey değişmeyecek gibi
aşık olduklarımız hep başkalarıyla
belki beklediler biz sustukça
onlar susmayanlara bizce "ot olanlara" gittiler
şimdi kim ot..

2 Aralık 2011 Cuma

renk hokkabazı

geleceğini çiziyorsun ya zamanın üstüne
renkler etrafında
gecenin rengi bulaşmış saçlarına
yüzüne çizdiğin yorgunluk çizgileri
ne yorgunlukların ne acıların izleri
belki de ulaşamadığın aşklarının
hayal kırıklıkların belki de


umudu da çiz
sevmeyi sevilmeyi de
güzel bir aşk çiz zaman çizgisine
olimpostakiler kıskansın


özlemi çiz birazda hasret rengi at üstüne
kavuşmayı unutma
vuslatsız bir ömür neye yarar ki

birazda güven olsun zaman çizginde
kötülükte olsun serptiğin renkler içinde
hayal kırıklıklarına azıcık yer ver


renkler elinde
renk hokkabazısın

gece saçlı
sen zamansızlıksın

-özledim-