ellerimi uzatsam öylece dalgınlığa vurur gibi
camı hafif aralasamda oksijen dolsa beynime kan gitse
ecel terleri dökme seansı sona erse
mabel matizden de "kül hece" öpermi beni gözlerini kapatıp..
nuh tanıklık etse ahvalime gemiyi bırakıp gelmez mi düze
nero roma'yı yakmak yerine yakmaz mı şu suları
ah şu ecel terleri bitse artık
gözlerinde ki balyoz ağırlığını bir giderebilse
"ruhumda ki fırtınalar merihi usandırdı"
eyleyinde geldin fuzuli
can hıraş halime tanıklık etsin
etmez mi leylaya dunyayı dar
mabelden çalmaya devam eder "kül hece"...
15 Haziran 2011 Çarşamba
medet um
"kaldır kafanı bak kimler can çekişiyor cennette"
saatler tersine akıyor, her an bir öncekinin aynısı
uykular haram cennette bile
sustur tüm saatleri kafanın içinde çalan
eyvallah de demezsen de dermiş gibi yap
onlar her yerde
--hadi iç şu şarabı yavaş acele etmeden
çıkrık yukarı doğru sarıyor boş kovayı
tek bir damla umut kalmamış
haykır tanrına doğru -duymayacak biliyorum-
medet um ondan
--hadi bittiyse şarabın gidelim
saatler tersine akıyor, her an bir öncekinin aynısı
uykular haram cennette bile
sustur tüm saatleri kafanın içinde çalan
eyvallah de demezsen de dermiş gibi yap
onlar her yerde
--hadi iç şu şarabı yavaş acele etmeden
çıkrık yukarı doğru sarıyor boş kovayı
tek bir damla umut kalmamış
haykır tanrına doğru -duymayacak biliyorum-
medet um ondan
--hadi bittiyse şarabın gidelim
9 Haziran 2011 Perşembe
kim nasıl yani..
tanrınız öldü
bu kötü haberi benden duymanızı istemezdim
lakin elden birşeyde gelmez
sizin tanrı varya aslında tam bir sahtekarmış
evet evet sahtekar tamam tamam anlatayım
-canım bi çay koy hele demli olsun
hani diyordu ya size "ben sizi heran görüyor ve izliyorum" "ben sizi dinleyip sizin için en iyisini yolunuza çıkarıyorum" diye
işte o tam bir yalan yok öyle birşey tabi canım
aslında sizi oyalamak ve hani varya şu lanet olası bitmez umut işte onu sömürüyordu haliyle onunla birlikte size de tıklatıyordu
tamam ya sinirlenmene gerek yok muhabbet ediyoruz şurda
-tatlım bide şu kibriti uzatıver hah hay babana rahmet
rahmet dedim de aklıma geldi hani diyordu ya sizin tanrı "affederim sizi benden büyük affedici yok" aslında kendiyle de çelişiyor be "cehennem var" diyor o nasıl iş hani affetmek nerde kaldı.
neyse biz konumuza dönelim
*naptın sen ya nasıl gidiyor hayat
heya şu sınavlarda ne yapacaz ki allah yar ve yardımcımız olsun*
çakal bu cümleyi kurunca nasılda sevindin sen sevin sonra o heves kursağında kalsın diye kurdum bu cümleyi
hadi olum oku bir fatiha
tanrın(ız) öldü..
-canım ya şu demliği yanıma koyu ver bi zahmet..
bu kötü haberi benden duymanızı istemezdim
lakin elden birşeyde gelmez
sizin tanrı varya aslında tam bir sahtekarmış
evet evet sahtekar tamam tamam anlatayım
-canım bi çay koy hele demli olsun
hani diyordu ya size "ben sizi heran görüyor ve izliyorum" "ben sizi dinleyip sizin için en iyisini yolunuza çıkarıyorum" diye
işte o tam bir yalan yok öyle birşey tabi canım
aslında sizi oyalamak ve hani varya şu lanet olası bitmez umut işte onu sömürüyordu haliyle onunla birlikte size de tıklatıyordu
tamam ya sinirlenmene gerek yok muhabbet ediyoruz şurda
-tatlım bide şu kibriti uzatıver hah hay babana rahmet
rahmet dedim de aklıma geldi hani diyordu ya sizin tanrı "affederim sizi benden büyük affedici yok" aslında kendiyle de çelişiyor be "cehennem var" diyor o nasıl iş hani affetmek nerde kaldı.
neyse biz konumuza dönelim
*naptın sen ya nasıl gidiyor hayat
heya şu sınavlarda ne yapacaz ki allah yar ve yardımcımız olsun*
çakal bu cümleyi kurunca nasılda sevindin sen sevin sonra o heves kursağında kalsın diye kurdum bu cümleyi
hadi olum oku bir fatiha
tanrın(ız) öldü..
-canım ya şu demliği yanıma koyu ver bi zahmet..
tamamen özentiyle yazılmıştır
bakınca bana belki kendimi mutlu bir anne gibi hissederim
-tamam cinsiyet farkı olabilir de benim kasettiğim mantığı akıllım
cigara parası verilmiş bir şarapçı gibi hissederim belki bakınca bana
bir yudum şarap alıp yakınca cigarayı oh bee dünya varmış
sakallarımda epey uzadı
halim bir mandolin neşesi gibi
bakınca bana boş sokakta uçan naylon torbayı gördüğüm gibi sevinirim belki
"haydi içte çay koyayım.."
6 Haziran 2011 Pazartesi
tek "soylu"ydun tanıdığım
adreslerinde
yokluğunu kıyamaet bilerek özlüyorum..
hiç tanımadan seni
bazı bazı muhabbetlere konu oluyorsun
avazım çıktığı kadar anlatıyorum
"hala çok güzel senden bahsetmek"
meclise düşünce senin adın
tavrın başka adlarda
seni anımsıyorum
her dediğim sanaydı
pamuklar sarıyorum doluyorum kulaklarıma
ağzıma
beyudedir biliyorum seni anmak
"hala çok güzel senden bahsetmek"
dolamışken sen tüm kılcallarını
her bastığım toprak parçasına
attığım her adımda
canını acıtır korkusuyla
"kuş yumurtaları serili ayaklarının altında"
yürüyüşü takınıyorum
aheste atarken tüm adımlarımı
soğuk kanlı diyorlar
nerden bilsinler ki her karışta sana geldiğimi
senden uzaklaştığımı
"halen güzel seni konuşmak"
kimseler dinlemesede beni
bir bakarım yaz olmuş
kol kırılır yen içinde kalırmış
iyide sen yoksun
"kiminle sevişsem seni aldatıyorum"
şarabı kimseyle içemiyorum sıcak sıcak
sen vardın o şarap kadehinde
ve ben sana içiyordum
sözlerimdi bana tek kalan servetim
ve sen artık yoktun
eski harap bir kitaplıkta yanmıştın
türkçeye çeviremiyorum seni
eski bir mezepotomya destanından kalma söylemler biriktirdim sana
yanımdayken
çok yanık
ve bir o kadar komik cümleler geçerdi kafamdan
"çok arabesk kalıyordum her soylu aşkla karşılaşmamda"
sen tanıdığım
tek "soylu"ydun..
yokluğunu kıyamaet bilerek özlüyorum..
hiç tanımadan seni
bazı bazı muhabbetlere konu oluyorsun
avazım çıktığı kadar anlatıyorum
"hala çok güzel senden bahsetmek"
meclise düşünce senin adın
tavrın başka adlarda
seni anımsıyorum
her dediğim sanaydı
pamuklar sarıyorum doluyorum kulaklarıma
ağzıma
beyudedir biliyorum seni anmak
"hala çok güzel senden bahsetmek"
dolamışken sen tüm kılcallarını
her bastığım toprak parçasına
attığım her adımda
canını acıtır korkusuyla
"kuş yumurtaları serili ayaklarının altında"
yürüyüşü takınıyorum
aheste atarken tüm adımlarımı
soğuk kanlı diyorlar
nerden bilsinler ki her karışta sana geldiğimi
senden uzaklaştığımı
"halen güzel seni konuşmak"
kimseler dinlemesede beni
bir bakarım yaz olmuş
kol kırılır yen içinde kalırmış
iyide sen yoksun
"kiminle sevişsem seni aldatıyorum"
şarabı kimseyle içemiyorum sıcak sıcak
sen vardın o şarap kadehinde
ve ben sana içiyordum
sözlerimdi bana tek kalan servetim
ve sen artık yoktun
eski harap bir kitaplıkta yanmıştın
türkçeye çeviremiyorum seni
eski bir mezepotomya destanından kalma söylemler biriktirdim sana
yanımdayken
çok yanık
ve bir o kadar komik cümleler geçerdi kafamdan
"çok arabesk kalıyordum her soylu aşkla karşılaşmamda"
sen tanıdığım
tek "soylu"ydun..
1 Haziran 2011 Çarşamba
çok zor
yüksekçe bire tüneyip, tabakanı çıkarıp sarmaya başlarken tütününü. tüm dikkatini sanki atomu parçalama seansındaymışsın gibi sarıma vermek ve aniden duyduğun "serseri".
" bize derler serseri severim onları" geliyor aklıma "şarkı söyle serseri" geçerken aklımdan bir mırıldanma alıyor yine beni. "ben mi seçtim bu oyunu ki seveyim kurallarını... perde açılmadan kendime gelmeliyim... belkide rolümü boş vermeliyim."
27 Mayıs 2011 Cuma
iyi ve kötünün ötesinde
sıradan bir çay sohbetine müdahil olan iki yabancı.. öyle bir yabancılar ki hem bana hem birbirlerine. usulca süzülüyor ve çaylarını yudumlamaya başlıyorlar. gözlerinde dayanılmaz bir teslimiyet hissi dağıtan kadına gözlerim takılıp kalıyor. zarif el hareketleri, rüzgarla hareket ediyormuşçasına sallanan parmakları, ince belli bardağı parmaklarının ucuyla umursamazca tutuşuna takılıyorum.
bir o kadar sorgulayıcı kapalı bakışlar fırlatan etrafını tedirginlikle izleyen kahverengi gözlere bakıyorum bi ara. bardağı öyle bir sıkı tutmuş ki kırılacak parmaklarının arasından kan fışkıracak hissi uyandırıyordu. dağınık dalgalı kumral saçları hafif esen rüzgarla sallanırken bile gözleriyle rüzgara hükmetmek ister gibiydi.kara kaşların altında ki iri gözleri her an geziniyordu korkarcasına.
muhabbetin güzel yerinde yabancılaşıp o iki davetsiz misafiri seyre daldım. aklıma yaşlı bir ninenin anlattığı çokça uzun kürtçe destan geldi." we be xeber kevın dılete de, te be hemde xwe wa mazınke dı hınave xweda" diyor du ki " habersiz girecekler kalbine ve sen habersiz isteksiz büyüteceksin içinde onları"..
tek tek kalkıp gidiyorlardı etrafımızda insanlar azalıyordu ikisi tüm yabancılıklarıyla karşımda oturmaya devam ediyorlardı bende onları tek kelime etmeden izliyordum.
tedirgin olan arada "ne bakıyorsun be" der gibi bakışlar fırlatsa da sezdirmeye çalışmadan bakmaya devam ettim. ve ayrılma vakti gelmişti. son sigaramı da yakıp uzun uzun yürümek isteğiyle yola koyuldum.
aniden gelen ve hayatımda çokça yer kaplayan iki kadın siyahla beyaz gibi farklı iki kadın. olur mu ki ikisini birden tutabilir miydim içimde. nasılsa iyilikte kötülükte var bende her ikisi nasıl yaşıyorsa onları da yaşatabilirim sanıyorum. birbirlerine katlanacaklar yada ben onlara katlanacam artık..
bir o kadar sorgulayıcı kapalı bakışlar fırlatan etrafını tedirginlikle izleyen kahverengi gözlere bakıyorum bi ara. bardağı öyle bir sıkı tutmuş ki kırılacak parmaklarının arasından kan fışkıracak hissi uyandırıyordu. dağınık dalgalı kumral saçları hafif esen rüzgarla sallanırken bile gözleriyle rüzgara hükmetmek ister gibiydi.kara kaşların altında ki iri gözleri her an geziniyordu korkarcasına.
muhabbetin güzel yerinde yabancılaşıp o iki davetsiz misafiri seyre daldım. aklıma yaşlı bir ninenin anlattığı çokça uzun kürtçe destan geldi." we be xeber kevın dılete de, te be hemde xwe wa mazınke dı hınave xweda" diyor du ki " habersiz girecekler kalbine ve sen habersiz isteksiz büyüteceksin içinde onları"..
tek tek kalkıp gidiyorlardı etrafımızda insanlar azalıyordu ikisi tüm yabancılıklarıyla karşımda oturmaya devam ediyorlardı bende onları tek kelime etmeden izliyordum.
tedirgin olan arada "ne bakıyorsun be" der gibi bakışlar fırlatsa da sezdirmeye çalışmadan bakmaya devam ettim. ve ayrılma vakti gelmişti. son sigaramı da yakıp uzun uzun yürümek isteğiyle yola koyuldum.
aniden gelen ve hayatımda çokça yer kaplayan iki kadın siyahla beyaz gibi farklı iki kadın. olur mu ki ikisini birden tutabilir miydim içimde. nasılsa iyilikte kötülükte var bende her ikisi nasıl yaşıyorsa onları da yaşatabilirim sanıyorum. birbirlerine katlanacaklar yada ben onlara katlanacam artık..
17 Mayıs 2011 Salı
siktiret
siktiret be sevgili bırak kıçıma batan platonik dikenle kalayım. yorma kendini boşver gitsin..
15 Mayıs 2011 Pazar
dayanılmaz hafiflikte bir "Solfej"
"bir sokakta sevdiğiniz biri yaşarsa orası dünyanız olur" demiş ya lawrence amca düşündümde adam ne çektiyse hangi sokağa taşındıysa yada kaç sokak değiştirmişse.. dünyam olacak sokaktan o kadar uzaktayım ki
sokağın yolunu unutmak yada hiç gitmemiş gibi bir hisse kapılmak. yabancılaşması sana en yakınındakinin senden yakın olanın sana artık o sokakta değilim demesi dayanılmaz bir hafiflik..
alelade bir sokaktan geçerken esen rüzgarın umarsızca "eski aşklarını hatırla" deyip esişine devam etmesi.
ağlama seanslarının başlamasında etkin olduğu için takındığı bencilce ve takmaz bir edayla "ağlamaman için hiç bir neden yok sıra sende" demesi.
boş sokakta sadece ayak seslerini duyuşun ve sessizce yanında soluk alan eski aşklarının siluetleri, çıkmaz olmasın bu sokak deyip kime ettiğini bile bilmediğin temenni sözcükleriyle yola koyuluşu ayaklarının. çıkarıp cebinden tabakanı oyalar diye umduğun sigaranı sarma başlar ve bilirsin aklındadır -hep dolanır aklından çıkmak bilmeden- yalnızsın etrafında sadece siluetler yalnızsın yalnız doğmuştun ve yalnız ölecektin lakin nedendir bu arada yalnız yürüyüşün kısa fakat bir o kadarda uzun yolu.
hayatın sana sunduğu paketlerdeki "ister misinler?" etrafında dolanan eski aşklarının "aşklar komedyası" ve onu izlemen hayatın boyunca izlemek zorunda kalışın itiraz etme lüksünü bile elinden alan "kaderler-kısmetler"
yalnızım yalnızlıktan şakaklarım ağrımakta ve sigaralar sararım üst üste ağır tütün kokusuyla öldürmeye çalışırım "aşklar komedyası"'nda ki oyuncuları teker teker beyhude bir tutum olasa da..
sokağın yolunu unutmak yada hiç gitmemiş gibi bir hisse kapılmak. yabancılaşması sana en yakınındakinin senden yakın olanın sana artık o sokakta değilim demesi dayanılmaz bir hafiflik..
alelade bir sokaktan geçerken esen rüzgarın umarsızca "eski aşklarını hatırla" deyip esişine devam etmesi.
ağlama seanslarının başlamasında etkin olduğu için takındığı bencilce ve takmaz bir edayla "ağlamaman için hiç bir neden yok sıra sende" demesi.
boş sokakta sadece ayak seslerini duyuşun ve sessizce yanında soluk alan eski aşklarının siluetleri, çıkmaz olmasın bu sokak deyip kime ettiğini bile bilmediğin temenni sözcükleriyle yola koyuluşu ayaklarının. çıkarıp cebinden tabakanı oyalar diye umduğun sigaranı sarma başlar ve bilirsin aklındadır -hep dolanır aklından çıkmak bilmeden- yalnızsın etrafında sadece siluetler yalnızsın yalnız doğmuştun ve yalnız ölecektin lakin nedendir bu arada yalnız yürüyüşün kısa fakat bir o kadarda uzun yolu.
hayatın sana sunduğu paketlerdeki "ister misinler?" etrafında dolanan eski aşklarının "aşklar komedyası" ve onu izlemen hayatın boyunca izlemek zorunda kalışın itiraz etme lüksünü bile elinden alan "kaderler-kısmetler"
yalnızım yalnızlıktan şakaklarım ağrımakta ve sigaralar sararım üst üste ağır tütün kokusuyla öldürmeye çalışırım "aşklar komedyası"'nda ki oyuncuları teker teker beyhude bir tutum olasa da..
2 Mayıs 2011 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)