sıradan bir çay sohbetine müdahil olan iki yabancı.. öyle bir yabancılar ki hem bana hem birbirlerine. usulca süzülüyor ve çaylarını yudumlamaya başlıyorlar. gözlerinde dayanılmaz bir teslimiyet hissi dağıtan kadına gözlerim takılıp kalıyor. zarif el hareketleri, rüzgarla hareket ediyormuşçasına sallanan parmakları, ince belli bardağı parmaklarının ucuyla umursamazca tutuşuna takılıyorum.
bir o kadar sorgulayıcı kapalı bakışlar fırlatan etrafını tedirginlikle izleyen kahverengi gözlere bakıyorum bi ara. bardağı öyle bir sıkı tutmuş ki kırılacak parmaklarının arasından kan fışkıracak hissi uyandırıyordu. dağınık dalgalı kumral saçları hafif esen rüzgarla sallanırken bile gözleriyle rüzgara hükmetmek ister gibiydi.kara kaşların altında ki iri gözleri her an geziniyordu korkarcasına.
muhabbetin güzel yerinde yabancılaşıp o iki davetsiz misafiri seyre daldım. aklıma yaşlı bir ninenin anlattığı çokça uzun kürtçe destan geldi." we be xeber kevın dılete de, te be hemde xwe wa mazınke dı hınave xweda" diyor du ki " habersiz girecekler kalbine ve sen habersiz isteksiz büyüteceksin içinde onları"..
tek tek kalkıp gidiyorlardı etrafımızda insanlar azalıyordu ikisi tüm yabancılıklarıyla karşımda oturmaya devam ediyorlardı bende onları tek kelime etmeden izliyordum.
tedirgin olan arada "ne bakıyorsun be" der gibi bakışlar fırlatsa da sezdirmeye çalışmadan bakmaya devam ettim. ve ayrılma vakti gelmişti. son sigaramı da yakıp uzun uzun yürümek isteğiyle yola koyuldum.
aniden gelen ve hayatımda çokça yer kaplayan iki kadın siyahla beyaz gibi farklı iki kadın. olur mu ki ikisini birden tutabilir miydim içimde. nasılsa iyilikte kötülükte var bende her ikisi nasıl yaşıyorsa onları da yaşatabilirim sanıyorum. birbirlerine katlanacaklar yada ben onlara katlanacam artık..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder