yağmur yağıyordu bir çift şarmaş dolaş
"şşşıt sen, gel bakim buraya"
"efendim"
"adın ne?"
"bahadır"
"ateşin var mı? sigara versene bir tane
hangi sigarayı içiyorsun"
"camel soft"
"iyi iyi ver bi tane
adım ne demiştin, ha ha hatırladım sefer"
"yok abi baha.."
"adın sefer sefer , al şu kalemi bir gün yağmur yağınca bir yerde bir çifte bakan bir genç görürsen ona ver ve onun adı sefer olsun, benim de başka bir adım vardı şimdi hatırlamıyorum. Şimdi ki adım sefer"
gitti mal gibi kaldım ortada. Kimse de sen de bi siktir git demedi. Gitmedim yalı kazığı gibi dikildim. Gerçi o kadar uzun boyum yok ama olsun deyim gereği.
bazen hayaller insanı yorar. Öyle bi yorar ki.
bir sevgilim vardı -eskilerden eskilerden- iki kez görüşmüştük daha. Gitti hiç birşey demeden.
hani açıklama falan.. Iıı-ıh yok açıklama "siktir git" dercesine bir bırakış.
hayaller diyorduk; fazla dolanmamalı içlerinde en tatlı yerinde bırakmalı daha ayrıntıya inmemek gerekir.
"bu koltuğa iyi bak, kırmızı olana. Bu koltuğu unutma. Birde bu battaniyeyi gri olanı."
"tamam."
18 Mayıs 2012 Cuma
13 Mayıs 2012 Pazar
gün olur
ne güzel görünüyor
bahçelerdeki limon ağaçları
dalları sarkmış
zaman
güneşin aşıkları altına uzanmış
ay
göğe asılmış
güneşin yorulmasını beklemekte
bahar bitmeye meyilli
yazlar çok yakın..
bahçelerdeki limon ağaçları
dalları sarkmış
zaman
güneşin aşıkları altına uzanmış
ay
göğe asılmış
güneşin yorulmasını beklemekte
bahar bitmeye meyilli
yazlar çok yakın..
8 Mayıs 2012 Salı
manda tersi
şanslı çocuklardı mutsuzluğu hiç tatmamış olanlar
mutluluk içinde yaşayanla
mutsuzluk içinde yaşayanın
değerleri de farklı olur
nietzsche öldü
aslında
nietzsche hiç doğmamıştı
şişmanlarlar güleç çocuklar
ne Ekimler atlatırlar
bakış açısına göre Kasım olan
saat 4 olmuş
sabah mı gece mi anlamadım
mutluluk içinde yaşayanla
mutsuzluk içinde yaşayanın
değerleri de farklı olur
nietzsche öldü
aslında
nietzsche hiç doğmamıştı
şişmanlarlar güleç çocuklar
ne Ekimler atlatırlar
bakış açısına göre Kasım olan
saat 4 olmuş
sabah mı gece mi anlamadım
24 Nisan 2012 Salı
gitmiş
iyi bir insan olduğumu söylüyorlardı
kimlerdi söyleyen hatırlamıyorum
yavaş yavaş gittiler
beni bıraktılar
hastaymışım
kim diyor hasta olduğumu
kim inandırabilir beni
gittiler
birer birer
yalnız kaldım
olsun ben zaten yalnızlığı severim
hem bak koca şehir bana kaldı
biri olsaydı top oynardık
biraz koşar yorulur sonra da bir şeyler yemeye giderdik
kimse kalmadı
beni bırakıp gitti herkes
yalnızım
o
o nasıl gitti peki
beni neden yalnız bıraktı
hani sevgilimdi
hani beni seviyordu
o da gitti
tanrı gibi
önce ona inanmam için beni güzel laflarla
vaatlerle kandırdı
ve
tanrı gibi o da terk etti
herkes gitsin umurumda değil de
o niye gitti ki
o gitmeseydi şimdi ona yumurta yapardım
hemde en sevdiğinden unlu olanından
olsun şehir bana kaldı
istediğim yere
kimseye bir şey demek zorunda kalmadan girebiliyorum
bu şehrin başkanı da benim
allahı da
ben tekim
hepsi gitti
yalnızım
olsun ben zaten yalnızlığı severim
bir sürü araba var şehirde
hiç binmediğim modellere bindim
hemde hiçbiri kilitli değil biliyor musun
bütün evlerin dükkanların
aklına gelecek her şeyin kapısı açık
ben buraların efendisiyim
ama kimse yok
hayvanlar bile gitti
yavaş yavaş hepsi terk etti
ellerim kıpkırmızı
yüzümde öyle
ben kırmızıya bayılırım zaten
gözlerim kırmızı siyah olmuş
böyle çok güzel görünüyorlar
başka birini bu şekilde gördüğümü hatırlamıyorum
gerçekten hasta mıyım
yok canım ne hastası
ben tanrıyım
ve istediğim gibi renklere sahip olurum
tanrılar neden hep yalnızdır
onca yarattığının biri mi yanında kalmaz
ona yarenlik etmez
duyuyor musun sesleri
bulutlar bu tarafa doğru geliyorlar
uzun zaman oldu yağmur bile yağmadı
belki yağmur yağar da buralar biraz temizlenir
belki hastalıkta biter
ne hastalık mı
yok canım ne hastalığı
kirliliği kast ediyorum
buralar çok kirli
o neden gitti hani beni seviyordu
küçükken annem anlatırdı
tanrı herkesi severmiş
herkesin her daim yanında olurmuş
o çoktan gitti
annemde beni kandırmış
belki de annemi de kandırmışlardı
o neden gitti
o gece saçlı kız neden gitti
hani beni hiç bırakmayacaktı
keşke o da hasta olsaydı
yanımda kalırdı
koca şehirde ikimiz yaşardık
kocaman parklarında koşardık
gitti o da herkes gibi gitti
ben hastayım sanırım
hastayım
ve
yalnız bir hastayım
hani hasta olunca elini tutan
sana bakan birileri olurdu
hastayım diyorum işte
neden kimse gelmiyor
tanrı bizi kandırmış
tanrı aslında kendini kandırmış
ben tanrının sızlayan beyniyim..
kimlerdi söyleyen hatırlamıyorum
yavaş yavaş gittiler
beni bıraktılar
hastaymışım
kim diyor hasta olduğumu
kim inandırabilir beni
gittiler
birer birer
yalnız kaldım
olsun ben zaten yalnızlığı severim
hem bak koca şehir bana kaldı
biri olsaydı top oynardık
biraz koşar yorulur sonra da bir şeyler yemeye giderdik
kimse kalmadı
beni bırakıp gitti herkes
yalnızım
o
o nasıl gitti peki
beni neden yalnız bıraktı
hani sevgilimdi
hani beni seviyordu
o da gitti
tanrı gibi
önce ona inanmam için beni güzel laflarla
vaatlerle kandırdı
ve
tanrı gibi o da terk etti
herkes gitsin umurumda değil de
o niye gitti ki
o gitmeseydi şimdi ona yumurta yapardım
hemde en sevdiğinden unlu olanından
olsun şehir bana kaldı
istediğim yere
kimseye bir şey demek zorunda kalmadan girebiliyorum
bu şehrin başkanı da benim
allahı da
ben tekim
hepsi gitti
yalnızım
olsun ben zaten yalnızlığı severim
bir sürü araba var şehirde
hiç binmediğim modellere bindim
hemde hiçbiri kilitli değil biliyor musun
bütün evlerin dükkanların
aklına gelecek her şeyin kapısı açık
ben buraların efendisiyim
ama kimse yok
hayvanlar bile gitti
yavaş yavaş hepsi terk etti
ellerim kıpkırmızı
yüzümde öyle
ben kırmızıya bayılırım zaten
gözlerim kırmızı siyah olmuş
böyle çok güzel görünüyorlar
başka birini bu şekilde gördüğümü hatırlamıyorum
gerçekten hasta mıyım
yok canım ne hastası
ben tanrıyım
ve istediğim gibi renklere sahip olurum
tanrılar neden hep yalnızdır
onca yarattığının biri mi yanında kalmaz
ona yarenlik etmez
duyuyor musun sesleri
bulutlar bu tarafa doğru geliyorlar
uzun zaman oldu yağmur bile yağmadı
belki yağmur yağar da buralar biraz temizlenir
belki hastalıkta biter
ne hastalık mı
yok canım ne hastalığı
kirliliği kast ediyorum
buralar çok kirli
o neden gitti hani beni seviyordu
küçükken annem anlatırdı
tanrı herkesi severmiş
herkesin her daim yanında olurmuş
o çoktan gitti
annemde beni kandırmış
belki de annemi de kandırmışlardı
o neden gitti
o gece saçlı kız neden gitti
hani beni hiç bırakmayacaktı
keşke o da hasta olsaydı
yanımda kalırdı
koca şehirde ikimiz yaşardık
kocaman parklarında koşardık
gitti o da herkes gibi gitti
ben hastayım sanırım
hastayım
ve
yalnız bir hastayım
hani hasta olunca elini tutan
sana bakan birileri olurdu
hastayım diyorum işte
neden kimse gelmiyor
tanrı bizi kandırmış
tanrı aslında kendini kandırmış
ben tanrının sızlayan beyniyim..
16 Nisan 2012 Pazartesi
singapur'a
kısa bir öykü anlatacakmış
yazdan kalma kısa bir şortla karşımda oturuyor
dinliyorum dercesine gözlerinin içine
doğru güldüm
çok nazlı davranıyordu
"yaza yaz dedirten" diye başladı
gözlerimi kaçırdım
içi sıkıldı hissettim
gözlerine baktım
bu sefer daha soğuk bakıyordum
"yaz bitince bitti" dedi
gülümsedim
"yazı yaşayabilir miyiz yazınca"
yaz bitti dedim
yine de yaz istersen
belki okurum
zira iyi bir okuyucu değilim
söz konusu yazlık hikayeler olunca
içeri gitti
elinde bir tomar kağıt
"anlık yazmıştım" dedi
anı yaşamak için mi yazdın?
"hayır dondurmak için birlikte dondurma yerken"
birlikte dondurma mı yenmiş
hemde kumlara basınca
eskilerden kalma bir hikaye
sıkıldım
kalktım
"yine yazı yazabilir yazı yaşayabiliriz"
kısa şortla mı çıkacaksın?
"belki"
yaz daha gelmedi
"sanırım"
gidiyorum ben
"sen bilirsin"
sokak boştu
kısa şortuyla koştu ardım sıra
"çay içelim"
soğuk bir biraya ne dersin
"sigarayı bıraktım"
peki ya bira
"sigarasız bira ruhsuz bir insan gibi"
çay içelim
parmak arası terliklerini
süre süre yürüyordu
elimi tuttu
"yaz bitti anı yaşayalım"
tanrı gülümsüyor yukarıdan
"bozmaz belki planları"
belki de
"kader gülümsüyor"
boşver nerde içecez?
"singapur'a ne dersin"
gidelim..
yazdan kalma kısa bir şortla karşımda oturuyor
dinliyorum dercesine gözlerinin içine
doğru güldüm
çok nazlı davranıyordu
"yaza yaz dedirten" diye başladı
gözlerimi kaçırdım
içi sıkıldı hissettim
gözlerine baktım
bu sefer daha soğuk bakıyordum
"yaz bitince bitti" dedi
gülümsedim
"yazı yaşayabilir miyiz yazınca"
yaz bitti dedim
yine de yaz istersen
belki okurum
zira iyi bir okuyucu değilim
söz konusu yazlık hikayeler olunca
içeri gitti
elinde bir tomar kağıt
"anlık yazmıştım" dedi
anı yaşamak için mi yazdın?
"hayır dondurmak için birlikte dondurma yerken"
birlikte dondurma mı yenmiş
hemde kumlara basınca
eskilerden kalma bir hikaye
sıkıldım
kalktım
"yine yazı yazabilir yazı yaşayabiliriz"
kısa şortla mı çıkacaksın?
"belki"
yaz daha gelmedi
"sanırım"
gidiyorum ben
"sen bilirsin"
sokak boştu
kısa şortuyla koştu ardım sıra
"çay içelim"
soğuk bir biraya ne dersin
"sigarayı bıraktım"
peki ya bira
"sigarasız bira ruhsuz bir insan gibi"
çay içelim
parmak arası terliklerini
süre süre yürüyordu
elimi tuttu
"yaz bitti anı yaşayalım"
tanrı gülümsüyor yukarıdan
"bozmaz belki planları"
belki de
"kader gülümsüyor"
boşver nerde içecez?
"singapur'a ne dersin"
gidelim..
14 Nisan 2012 Cumartesi
kırmızılar diyarına veda
geçmiş geçti
ne gemiler yakıldı çıkılan adalarda
geri dönülmesin diye
hep bir başka gemi göründü ufukta
en çaresiz anlarda
kaçak çayın ağızda bıraktığı
burukluk gibiydi
her adadan ayrılış
öyle adalara demir atılır ki
sabaha kadar dans edersin
gökyüzü turuncu oluncaya kadar
koşarsın
ve ordan ayrılma vakti gelmiştir artık
yeni bir ada yeni bir heyecan
her yenilik
her bilinmezlik
bu kadar cazibeli midir?
daha da başka adaya bağlanamam derken
bir diğer ada da başka güzellikler
kırmızılar diyarından ayrılırken
kavun içi bir zaman başlar
deliler bayramını kutlarken
sokaklarda kovalamacalara katılırsın
her an
bir sonraki anı
daha heyecanlı kılıyor
-durma dümene asıl ve demir al
yeni adalar yerlerinde bekliyor-
13 Nisan 2012 Cuma
çuf çuf inmiş
kim ki şu dünya da diri
ellerini açmış dua eder bir deli
kim duyacak
kime diyor nasıl dönüyor ki dili
o kadar yol katetmiş
taa göklerden inmiş
çuf çuf yeryüzünde
ellerini açmış dua eder bir deli
kim duyacak
kime diyor nasıl dönüyor ki dili
o kadar yol katetmiş
taa göklerden inmiş
çuf çuf yeryüzünde
30 Mart 2012 Cuma
vapurlar falan
giden gitti dense de
kolay değil kalanla baş edebilmek
gitti bitti diyorsun ya
hayalim dekini nereye koyacaz gitmek bilmeyeni
gitmesini istemediğimi
kinlenecek miyim
meczup mu olacam
derimi yüzen düşünceler hayaller
yalanlar sıralasam
berber elindeki adamın sakal tıraşını bitirmeden
manav doldurduğu mandalinaları tartmadan
balkondaki teyze çırptığı halıyı toplamadan
yarar mı bir şeye
giden gitmiştir densede olmuyor
gitmiyor bazen
hayat garip vapurlar falan..
25 Mart 2012 Pazar
çay saati
dalgalar şarkı söylüyor
gelme vaktin
hayattan çıkardığın dersler yük onlar bırak
-tanımlama hiçbirşeyi-
"kalbimden adın geçti"
duymasına ne gerek var
herkes kendi aleminde
-sessiz ol kimse uyanmasın-
vapurlar hırpalamaya başlıyor dalgaları
bak daha sesli söylemeye başladılar
martıları dinle kim bilir belki anlarsın
gelme vaktin geçiyor
-çay saati-
gelme vaktin
hayattan çıkardığın dersler yük onlar bırak
-tanımlama hiçbirşeyi-
"kalbimden adın geçti"
duymasına ne gerek var
herkes kendi aleminde
-sessiz ol kimse uyanmasın-
vapurlar hırpalamaya başlıyor dalgaları
bak daha sesli söylemeye başladılar
martıları dinle kim bilir belki anlarsın
gelme vaktin geçiyor
-çay saati-
değişim
önüme koydular bunları
"buyrun efendim bu sizin payınıza düşen"
"yerseniz"
yiyemedim
sana çok kez gitme dedim de
daha da gel demedim
diyemedim
uzaktın
uzaktasın ve yabancısın
değiştim bu kadar zamanda
sen yokken
ben yokken sen nasıl değiştin
-ki aşktı zamanında güzel olan ve sarsan benliğimizi-
kimler diyordu
aşka aşıkız diye
var mı ötesi
yalanların
-ki umuttu bizi yarına taşıyan-
insanlık derin bir girdap
kendini ehlileştirmek için
ne kelimeler uyduruyor
nur cemalimizde bir
astar kalmış
kaşıkçı elması bile
yetmez onu almaya
-ki gururdu bizi uzaklara taşıyan-
herkes birbirine yabancı
en yakın iki yabancıydık
artık o bile değiliz
sen yokken çok değiştim
ben yokken değişimin mi
umurumda bile değil
"buyrun efendim bu sizin payınıza düşen"
"yerseniz"
yiyemedim
sana çok kez gitme dedim de
daha da gel demedim
diyemedim
uzaktın
uzaktasın ve yabancısın
değiştim bu kadar zamanda
sen yokken
ben yokken sen nasıl değiştin
-ki aşktı zamanında güzel olan ve sarsan benliğimizi-
kimler diyordu
aşka aşıkız diye
var mı ötesi
yalanların
-ki umuttu bizi yarına taşıyan-
insanlık derin bir girdap
kendini ehlileştirmek için
ne kelimeler uyduruyor
nur cemalimizde bir
astar kalmış
kaşıkçı elması bile
yetmez onu almaya
-ki gururdu bizi uzaklara taşıyan-
herkes birbirine yabancı
en yakın iki yabancıydık
artık o bile değiliz
sen yokken çok değiştim
ben yokken değişimin mi
umurumda bile değil
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)