1 Haziran 2011 Çarşamba

çok zor

yüksekçe bire tüneyip, tabakanı çıkarıp sarmaya başlarken tütününü. tüm dikkatini sanki atomu parçalama seansındaymışsın gibi sarıma vermek ve aniden duyduğun "serseri". 
 " bize derler serseri severim onları" geliyor aklıma "şarkı söyle serseri" geçerken aklımdan bir mırıldanma alıyor yine beni. "ben mi seçtim bu oyunu ki seveyim kurallarını... perde açılmadan kendime gelmeliyim... belkide rolümü boş vermeliyim."

27 Mayıs 2011 Cuma

iyi ve kötünün ötesinde

    sıradan bir çay sohbetine müdahil olan iki yabancı.. öyle bir yabancılar ki hem bana hem birbirlerine. usulca süzülüyor ve çaylarını yudumlamaya başlıyorlar. gözlerinde dayanılmaz bir teslimiyet hissi dağıtan kadına gözlerim takılıp kalıyor. zarif el hareketleri, rüzgarla hareket ediyormuşçasına sallanan parmakları, ince belli bardağı parmaklarının ucuyla umursamazca tutuşuna takılıyorum.
   bir o kadar sorgulayıcı kapalı bakışlar fırlatan etrafını tedirginlikle izleyen kahverengi gözlere bakıyorum bi ara. bardağı öyle bir sıkı tutmuş ki kırılacak parmaklarının arasından kan fışkıracak hissi uyandırıyordu. dağınık dalgalı kumral saçları hafif esen rüzgarla sallanırken bile gözleriyle rüzgara hükmetmek ister gibiydi.kara kaşların altında ki iri gözleri her an geziniyordu korkarcasına.
    muhabbetin güzel yerinde yabancılaşıp o iki davetsiz misafiri seyre daldım. aklıma yaşlı bir ninenin anlattığı çokça uzun kürtçe destan geldi." we be xeber kevın dılete de, te be hemde xwe wa mazınke dı hınave xweda" diyor du ki " habersiz girecekler kalbine ve sen habersiz isteksiz büyüteceksin içinde onları"..
tek tek kalkıp gidiyorlardı etrafımızda insanlar azalıyordu ikisi tüm yabancılıklarıyla karşımda oturmaya devam ediyorlardı bende onları tek kelime etmeden izliyordum.
tedirgin olan arada "ne bakıyorsun be" der gibi bakışlar fırlatsa da sezdirmeye çalışmadan bakmaya devam ettim. ve ayrılma vakti gelmişti. son sigaramı da  yakıp uzun uzun yürümek isteğiyle yola koyuldum.
  aniden gelen ve hayatımda çokça yer kaplayan iki kadın siyahla beyaz gibi farklı iki kadın. olur  mu ki ikisini birden tutabilir miydim içimde. nasılsa iyilikte kötülükte var bende her ikisi nasıl yaşıyorsa onları da yaşatabilirim sanıyorum. birbirlerine katlanacaklar yada ben onlara katlanacam artık..

17 Mayıs 2011 Salı

siktiret

siktiret be sevgili bırak kıçıma batan platonik dikenle kalayım. yorma kendini boşver gitsin..

15 Mayıs 2011 Pazar

dayanılmaz hafiflikte bir "Solfej"

"bir sokakta sevdiğiniz biri yaşarsa orası dünyanız olur" demiş ya lawrence amca düşündümde adam ne çektiyse hangi sokağa taşındıysa yada kaç sokak değiştirmişse.. dünyam olacak sokaktan o kadar uzaktayım ki
sokağın yolunu unutmak yada hiç gitmemiş gibi bir hisse kapılmak. yabancılaşması sana en yakınındakinin senden yakın olanın sana artık o sokakta değilim demesi dayanılmaz bir hafiflik..
alelade bir sokaktan geçerken esen rüzgarın umarsızca "eski aşklarını hatırla" deyip esişine devam etmesi.
ağlama seanslarının başlamasında etkin olduğu için takındığı bencilce ve takmaz bir edayla "ağlamaman için hiç bir neden yok sıra sende" demesi.
boş sokakta sadece ayak seslerini duyuşun ve sessizce yanında soluk alan eski aşklarının siluetleri, çıkmaz olmasın bu sokak deyip kime ettiğini bile bilmediğin temenni sözcükleriyle yola koyuluşu ayaklarının. çıkarıp cebinden tabakanı oyalar diye umduğun sigaranı sarma başlar ve bilirsin aklındadır -hep dolanır aklından çıkmak bilmeden- yalnızsın etrafında sadece siluetler yalnızsın yalnız doğmuştun ve yalnız ölecektin lakin nedendir bu arada yalnız yürüyüşün  kısa fakat bir o kadarda uzun yolu.
hayatın sana sunduğu paketlerdeki "ister misinler?" etrafında dolanan eski aşklarının "aşklar komedyası" ve onu izlemen hayatın boyunca izlemek zorunda kalışın itiraz etme lüksünü bile elinden alan "kaderler-kısmetler"
yalnızım yalnızlıktan şakaklarım ağrımakta ve sigaralar sararım üst üste ağır tütün kokusuyla öldürmeye çalışırım "aşklar komedyası"'nda ki oyuncuları teker teker beyhude bir tutum olasa da..

2 Mayıs 2011 Pazartesi

acaba

haklısın sevgili duman çıkmadığı için belli olmuyor yandığı..

30 Nisan 2011 Cumartesi

bacalar

güzel parlak güneşli gün her yer rengarenk boş boş gezmek bu ışıklar arasında, umarsızca -aklında tek bir hayal olsun diye direnmek zihnine- hayal etmek.bir an ve birden biter söner ışıklar kara bulutlar mikail'e okkalı bir küfür  neye yarar mikal'in bir kabahati yok ki "yarde iman kalmadi ho nayino bilmeyi hallarumi" uzun ve umarsız yolculuklarda iken kalbin efendisi zehir zemberek bir zaman dilimi akmaya başlar andan itibaren. yoldan geçerken  kendi yolunda ilerleyen ve oldukça da nostaljik anlara vesile olan çokça da hayal kurduran trene bile sövüyorum. "sevdaluk ince maraz" derken durulur ve düşler anılar üşüşür zihne bir tebessüm konar konar dudakların arasına. eller cebe gider ve hüzünle karışık bir mutluluk dolanır kan yerine. onsuz olunmazdı ki diyesi gelirde yol boyunca kafayı bulmuş edasıyla dolanılır. "vazgeçersek eğersa da nayino döksünler kanumuzi" bacalara dilekler çamurla dilenir. "çatma kaşlaruni da al vereyim bu cani"..

29 Nisan 2011 Cuma

merhaba

uzun bir yolculuktu
 yan yana birbirini görmezden gelerek geçen 10 dakika
uyukluyor numaraları, pencereden dışarıyı seyretme çabaları
sen de biliyor muydun yada benim gibi (gitmem gerek yanına konuşmalıyız) düşünüyor muydun
nezaketen öne doğru eğilen bir baş göz göze gelince..

hep kaçak bir tavır tekila misali hemen içip kaçsam düşüncesi
ne varki dönünce başın rüzgarından
sadece bir baş sallarsın (korkaklıgından yada senden cesaretını caldıgı ıcın hırsından)
ve uzaklaşir gider..

30 Ocak 2011 Pazar

git

iyi bir insan olduğumu söylüyorlardı 
kimlerdi söyleyen hatırlamıyorum yavaş yavaş gittiler beni bırakıp gittiler
hastaymışım kim diyor hasta olduğumu kim inandırabilir beni
gittiler birer birer gittiler yalnız kaldım
olsun ben zaten yalnızlığı severim hem bak koca şehir bana kaldı
biri olsaydı top oynardık biraz koşar yorulur sonra da bir şeyler yemeye giderdik
kimse kalmadı beni bırakıp gitti herkes yalnızım
o nasıl gitti peki beni neden yalnız bıraktı
hani sevgilimdi hani beni seviyordu o da gitti tanrı gibi önce ona inanmam için beni güzel laflarla 
vaatlerle kandırdı ve tanrı gibi o da beni terk etti
herkes gitsin umurumda değil o niye gitti ki
o gitmeseydi şimdi ona yumurta yapardım hemde en sevdiğinden unlu olanından
olsun şehir bana kaldı istediğim yere kimseye bir şey demek zorunda kalmadan girebiliyorum
bu şehrin başkanı da benim allahı da
ben tekim hepsi gitti yalnızım olsun ben zaten yalnızlığı severim
bir sürü araba var şehirde hiç binmediğim modellere bindim hemde hiçbiri kilitli değil biliyor musun
bütün evlerin dükkanların aklına gelecek her şeyin kapısı açık ben buraların efendisiyim
ama kimse yok hayvanlar bile gitti yavaş yavaş hepsi terk etti beni
ellerim kıpkırmızı yüzümde öyle ben kırmızıya bayılırım
gözlerim kırmızı siyah olmuş böyle çok güzel görünüyorlar ama başka birini bu şekilde gördüğümü hatırlamıyorum ben gerçekten hasta mıyım yok canım ne hastası ben tanrıyım ve istediğim gibi renklere sahip olurum, tanrılar neden hep yalnızdır onca yarattığının biri mi yanında kalmaz ona yarenlik etmez
duyuyor musun sesleri bulutlar bu tarafa doğru geliyorlar uzun zaman oldu yağmur bile yağmadı belki yağmur yağar da buralar biraz temizlenir belki hastalıkta biter ne hastalık mı yok canım ne hastalığı kirliliği kast ediyorum 
buralar çok kirli
o neden gitti hani beni seviyordu
küçükken annem anlatırdı bana tanrı herkesi severmiş herkesin her daim yanında olurmuş o çoktan gitti annemde beni kandırmış belki de annemi de kandırmışlardı
ben o neden gitti o gece saçlı kız neden gitti
hani beni hiç bırakmayacaktı
keşke o da hasta olsaydı yanımda kalırdı koca şehirde ikimiz yaşardık kocaman parklarında koşardık
gitti o da herkes gibi gitti
ben hastayım sanırım hastayım ve yalnız bir hastayım hani hasta olunca elini tutan sana bakan birileri olurdu hastayım diyorum işte neden kimse gelmiyor tanrı bizi kandırmış tanrı aslında kendini kandırmış ben tanrının sızlayan beyniyim..

29 Ocak 2011 Cumartesi

16 Ocak 2011 Pazar

geleceksin yada gelirim..

ne zaman doldu bu kadeh az önce içmemiş miydin
şerefe deyip kaldırmamış mıydık mutluluğumuza
bir kedi geçti sanki
sen nereye kayboldun
ne arıyorsun kadehimin dibinde
içsem mi seni içerime saklamak için
ya ordan bir daha çıkamazsan
haklısın zaten ordasın çıkmamaya yeminli sanki
yada çıkarılmamaya mühürlenmiş
sandalyen de boş
bizim için hazırlamıştım bu masayı ikimiz için bir kadeh
bir ben içecektim bir sen
sen bitirince doldurup ben içecektim
ben bitirince doldurup sen içecektin
nereye kayboldun daha sana anlatacaklarım vardı
yeni bir kadınla tanıştım içinde ben filizlenmişim öyle diyor
ben nasıl derim içimde senin "milli park " olduğunu
elimi tuttu biliyor musun göğsüne bastırıp sen hep yanımda ol ben sen olmasanda yanında olacam dedi
ben nasıl derim ruhumun seninle göçtüğünü
nerdesin dön hadi geri, beraber gideriz onun yanına seni gösteririm anlar  o eminim
anlar içimde ki senin büyüklüğünü belki de kalır yanımızda
ama kalmasın oda üzülmesin bende
hayır bunu isteme ben seni bekliyorum ve geleceksin biliyorum olmadı ben gelirim yakında
beni ona gönderme ben sende kalayım yada sen gitsen bile benden
beni gönderme başka sahillere..