Evin uzun koridorunda bir o başa bir bu başa gidip gelmekten artık içim kalktı. Başkada yapacak bir şey yok ki elimde. Mutsuzluk vazgeçilemez bir duygu. Paylaşılması söz konusu bile olamaz. Neden kendimi bu kadar mutsuz etmek için çalışıyorum ki. Kendi kötülüğümü bildiğim için mi yapıyorum acaba. İyide herkes kötü. Evet aslında herkes kötü ve bu kötülüğünün farkında olmalı. Kötü olduğunun farkında olan insan mutlu olabilir mi? Mutlu olduğu zaman ki mutlu olmak için mutlaka yalanlar uydurur, insanları kandırır, kendisini affedemeyeceği bir an daha yaşamış olur. Herkes ikiyüzlüdür fakat bunu kimse kabul etmek istemez. Başkasının arkasından konuşur ve yüzüne bazen gülümser. İşte bunlardan ötürü mutlu olmak kötü olduğunu bilen için imkansızdır.
Biraz dışarı çıkmalıyım sanırım karanlık koridorda yürümek daha da can sıkar hale geldi. Dışarı çıkıp ne yapacağım ki sanki, belki birini bulur iki kelam ederiz. Can sıkıntısını gidermek için insanları kullanmak bile başlı başına mutsuzluk sebebidir aslında. Bu diğerkamlık değil kendini bilmektir. Karanlık sokaklardan biraz yürüdüm ve insanların arasına karışmak için kalabalık yerlere doğru yollandım. Ne kadar kalabalık olursa o kadar kendimden uzaklaşıyorum. Ne kadar kendimden uzaklaşırsam o kadar fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı kalıyorum.İnsanlarda ışıl ışıl her zamanki gibi. Mutlu olmak için çaba sarf ediyorlar mıdır acaba? Neyse şimdi niyet okuması yapacak değilim.
- Pardon bu gece birlikte vakit geçirelim mi?
Kadın uzun uzun bana baktı;
-Neden seninle vakit geçireyim. Üstün başın çokta iyi değil, bir arabanda yok tahminimce ve üstelik yakışıklı da sayılmazsın.
-Haklısın bir arabam yok, yakışıklı değilim, üstüm başımda çok klas değil. Ben göremedim beni bağışla senin için kuyruğa girmiş fraklı kimseyi göremedim yada arabayla sana el sallayan kimseyi. Hem bak sokakta yürüyoruz ve ikimizde yalnızız.
-Yalnız olmak yeterli yani için birlikte vakit geçirmeye?
-Neden olmasın. Gayet geçerli bir sebep. Bide eklemeden geçemeyecem. Üstündekiler alelade bir mağazada satılan herkesin rahatlıkla alabildiği şeyler. Saçlarını arkadan toplaman ve hızlı bir makyajla dışarı çıkman çokta kendine vakit geçirmek için şöyle kalantor birini aramak için yapılmış hamleler gibi değiller. Sende bahsettiğin gibi birinin gelip benim sana yaptığım teklifi yapmayacağını biliyorsun.
-Evet biliyorum ve olmasını istemekle beraber beklemiyorum. Yinede bunlar seninle geleceğim anlamına gelmiyor.
-Sigaran var mı?
Çantasında sigarasını çıkardı ve uzattı.
-Adımı söylemedim kusuruma bakmayın benim adım..
-Adını sormadım ve merak etmiyorum.
-Peki oldukça ketum birisin.
-Bak ikimizde haklıyız birbirimiz hakkında söylediklerimizde bunu sende biliyorsun iyisi mi gel ayrı ayrı yollarımıza devam edelim yalnızlık iyidir, böyle bir teklifi de etmedin say.
-Seni zorla kolundan tutacak değilim elbette fakat ben teklifimi yaptım. İyi geceler.
Gece mutsuzluk üstüne devam ederken karanlık artık midemdeydi. Yemek bile yiyemiyorum. En iyisi eve gidip uyumak.
25 Ocak 2014 Cumartesi
16 Ocak 2014 Perşembe
yamuk "N"
-Başkan akşam çıkıyoruz.
+Yine mi? Bu sefer eli boş gelme de
-Sen rahat ol başkan ben halledecem. Hem bu sefer yalnız olmayacaz(sinsi bir gülümseme)
+Hayırdır lan kim gelecek. Başımıza iş çıkarma olum.
-Yok ya yetenekli bir eleman, işimize çok yarar. Güzel yazılar yazar.
+Lan salak sanki sanat yapıyoruz
-Öyle deme başkan buda bir sanat. Tamam burada pek sanattan görülmez ama bu da sanat. Sokak sanatı denen bir şey var nede olsa.
+Neyse ne başımıza iş açılmasında
-Zaten başımıza iş açılsın yada zaten başımıza iş açılacağını bildiğimiz halde yapmıyor muyuz?
+Neyse ne lan tamam bilgiçlik taslama. Akşama hazırlıklı ol yeter. Siyahla kırmızı bende var. Mavi ve sarı alsan yeter sanırım.
-Beyaz?
+Tamam mınakoyim tamam beyazda getir.
-Öyle deme başkan beyaz benim imzam :) bence seninde bir imza bulman gerek
+.....
Bizim başkan bi türlü anlamıyordu. Ona göre her görev verildiği için yapılırdı, kendi başına bir fikir üretmek onun tarzı değildi. Deniliyorsa yapılmalıydı. Bizim başkanın vizyonu buydu. Uzun bi süre ona neden başkan denildiğini düşündüm. Neden olmasın dedim sonra bir başkanda olan her özellik var. Ne deniyorsa onu yapardı, sorgulamazdı yeni "icat" çıkarmazdı. Tam bir görev adamıydı bizim başkan. Çok kıral adamdı ama. Ne zaman sıkışsam yanında biterdi. Elindekini sonuna kadar kullanırdı. Bir zamanlar -yine gece mesailerinin birinde- biraz konuşmuştu ki bu bizim başkanın kalemi değildir. Konuşmaz o en azından çok konuşmaz, herhangi bir kitap okumaz, müzik dinlemez, çok film izlemezdi. Zamanını nasıl doldururdu hep merak ederim hala bilmem ya neyse.
Konuşurken +olum benim kafam basmaz fikir üretmeye, ben küçüklüğümden beri sevdiğim güvendiğim adamlarla takılırım ve onların benim zararıma bir şey yapmayacağını bilirim ondandır onlar ne derse yaparım.- İyide abi bu yol sorgulamak, kendi fikrini beyan etmek için seçilen bir yol değil mi? nasıl oluyor bu. hem bir fikrin olmayacak hemde bir fikir için çaba sarf edecen. Bu biraz sakat geldi bana. Başkan uzun uzun baktı güldü ve üstüne hiç konuşmadı. Baya zaman geçti üstünden o konuşmanın hala nasıl olacağına dair çok net fikirlerim ve argümanlarım yok. Sadece zamanla anladığım bir işi yapmak için bazen o işe mantıksız bir şekilde bağlanan birilerinin olması gerektiğini düşünüyorum.
-Başkan bak sana bahsettiğim arkadaş. (bizim başkan Deniz'i görünce bi duraksadı bir şey demedi)
+Hadi şu karakolun iki üst sokağına gidelim, ordan başlayalım.
Bu fikir çok hoşumuza gitti Denizle. Bir şey demeden ardı sıra yürüdük.
Sokak son model arabalarla doluydu. Kaldırım taşları son derece nizami, etraf tertemizdi. Duvarlar birer kağıt gibiydi. Her tondan zemin vardı sokakta. Deniz turuncu tonda ki duvarı seçti. Bu kadar güzel olasına karşın ışıklandırması son derece zayıftı ki buda bizim işimize çok yarıyordu. İşe başladık bir yandan şakalaşıyoruz bir yandan da yazılar yazıyoruz. Bir perde aralandı aceleyle kapandı.
-Başkan görüldük.
+Boş ver devam et sen.
-Deniz "Fight Club'ı" izledin mi?
*Evet izledim de hoşuma gitmedi.
-Niye lan gayet yaptığımızı anlatmıyor mu? Bir yığın boş işlerle uğraşmanın, sistemin kölesi olmanın ne kadar mantıksız olduğunu aslında insanın asgari birkaç şeye ihtiyacı olduğunu anlatıyor. Bu birkaç şey biraz fazla olabilir ama o kadarda bizim düşündüğümüz gibi bir alayım alayım çılgınlığı saçma.
*Yinede bu bir film ve para kazanmak için yapıldı. Aslında sistem bunu bile bize satıyor.
-Haklısın aslında ne de olsa CHE'nin tişörtlerini şapkalarını yapıp sattı bize. Bizde bir şey demeden aldık.
Bu sohbet devam ederken başkanın ayak seslerini ve bizi uyararak kaçın demesi çınladı sokakta. Sokağın iki ucu tutulmuştu. Deniz'in son iki harfi kalmış benim daha 4 harfim kalmıştı. Başkan kayboldu. Biz kaçamayacağımızı anlamıştık ve biraz dayak yiyecektik. Deniz harflerini bitirdikten sonra benim daha iki harfim vardı.
-Canın dayak istiyor mu bu gece?
*İstemiyor ama bize soracaklarını düşünmüyorum. Bizde afiyetle yiyecez napalım.(İnce bir gülümsemeyle yanıma geldi.Son harfi yazmak işin boyasını çalkaladı. Ben maviyle yazıyordum o beyazla. Son harfi yazmadan "N" nin son bir çizgisi kalmışken ensemizden tuttular)
-Zamanı geldi sanırım. Hazır mısın yeni copların tadına bakmaya.
*Şu silikon coplar değil mi çokta can yakıyor namussuzlar. Hiç hazır değilim de bu bir şeyi değiştirecek mi?
-Sanırım değiştirmeyecek.
*O değilde son çizgi eksik kaldı.
Ellerinden kurtulup elimdeki boyayı duvara sıktım. O an yıldızlar gözlerimde parladı.
*Son çizgi biraz yamuk oldu.
Bunu derken Deniz'in kafasını bir polis dirseğiyle eziyordu ama yüzü bana dönüktü.
-Ne yapalım anca o kadar oldu. Yine de Fight Club güzeldi hatta en iyi filmlerim arasında ilk sırada.
* Yapma o kadarda iyi olamaz. Viva Zapata'ya ne oldu.
- O başka.
Benimde yüzümü yere yapıştırıp ellerimi arkada kelepçelerken Deniz'den tarafa bakıyordum. Polisler bağırıyor küfür ediyordu.
- Oldukça kinli gibiler ne dersin?
*Ee bu saatte sıcak inlerinden çıkardık oları tamda koltuklarında pirelerini dökerken.
-Aslında hukuk okumalıyım?
* Neden?
- Polislere bir kimlik gösterip öylece yanlarından geçip gitmek için. Beni arayamayacaklar ve ben onlara sırıtacam onlar kuduracak bir şey yapamayacaklar.:)
*İyi fikir belki arada bir iki davaya da girersin.
Polisler çok sinirliydi ve bizi baya hırpalıyorlardı. O an başkanın nasıl kaçtığını merak ettim.
-Deniz niye kaçmadın yada en azından denemedin.
*Ne olacak abi bir iki gece içerde tutarlar, döverler sonra da bırakırlar.
-Umarım kemiklerimiz yerinde durur.
*Bende tıp okumalıyım sanırım. Kendi yaralarımı sarmak için.:)
Ayrı ayrı arabalara bindirilmek üzere farklı yönlere doğru sürükleniyorduk.
-Deniz "N" nin üçte birini ben yaptım unutma:)
*Yamuk oldu ama.
+Yine mi? Bu sefer eli boş gelme de
-Sen rahat ol başkan ben halledecem. Hem bu sefer yalnız olmayacaz(sinsi bir gülümseme)
+Hayırdır lan kim gelecek. Başımıza iş çıkarma olum.
-Yok ya yetenekli bir eleman, işimize çok yarar. Güzel yazılar yazar.
+Lan salak sanki sanat yapıyoruz
-Öyle deme başkan buda bir sanat. Tamam burada pek sanattan görülmez ama bu da sanat. Sokak sanatı denen bir şey var nede olsa.
+Neyse ne başımıza iş açılmasında
-Zaten başımıza iş açılsın yada zaten başımıza iş açılacağını bildiğimiz halde yapmıyor muyuz?
+Neyse ne lan tamam bilgiçlik taslama. Akşama hazırlıklı ol yeter. Siyahla kırmızı bende var. Mavi ve sarı alsan yeter sanırım.
-Beyaz?
+Tamam mınakoyim tamam beyazda getir.
-Öyle deme başkan beyaz benim imzam :) bence seninde bir imza bulman gerek
+.....
Bizim başkan bi türlü anlamıyordu. Ona göre her görev verildiği için yapılırdı, kendi başına bir fikir üretmek onun tarzı değildi. Deniliyorsa yapılmalıydı. Bizim başkanın vizyonu buydu. Uzun bi süre ona neden başkan denildiğini düşündüm. Neden olmasın dedim sonra bir başkanda olan her özellik var. Ne deniyorsa onu yapardı, sorgulamazdı yeni "icat" çıkarmazdı. Tam bir görev adamıydı bizim başkan. Çok kıral adamdı ama. Ne zaman sıkışsam yanında biterdi. Elindekini sonuna kadar kullanırdı. Bir zamanlar -yine gece mesailerinin birinde- biraz konuşmuştu ki bu bizim başkanın kalemi değildir. Konuşmaz o en azından çok konuşmaz, herhangi bir kitap okumaz, müzik dinlemez, çok film izlemezdi. Zamanını nasıl doldururdu hep merak ederim hala bilmem ya neyse.
Konuşurken +olum benim kafam basmaz fikir üretmeye, ben küçüklüğümden beri sevdiğim güvendiğim adamlarla takılırım ve onların benim zararıma bir şey yapmayacağını bilirim ondandır onlar ne derse yaparım.- İyide abi bu yol sorgulamak, kendi fikrini beyan etmek için seçilen bir yol değil mi? nasıl oluyor bu. hem bir fikrin olmayacak hemde bir fikir için çaba sarf edecen. Bu biraz sakat geldi bana. Başkan uzun uzun baktı güldü ve üstüne hiç konuşmadı. Baya zaman geçti üstünden o konuşmanın hala nasıl olacağına dair çok net fikirlerim ve argümanlarım yok. Sadece zamanla anladığım bir işi yapmak için bazen o işe mantıksız bir şekilde bağlanan birilerinin olması gerektiğini düşünüyorum.
-Başkan bak sana bahsettiğim arkadaş. (bizim başkan Deniz'i görünce bi duraksadı bir şey demedi)
+Hadi şu karakolun iki üst sokağına gidelim, ordan başlayalım.
Bu fikir çok hoşumuza gitti Denizle. Bir şey demeden ardı sıra yürüdük.
Sokak son model arabalarla doluydu. Kaldırım taşları son derece nizami, etraf tertemizdi. Duvarlar birer kağıt gibiydi. Her tondan zemin vardı sokakta. Deniz turuncu tonda ki duvarı seçti. Bu kadar güzel olasına karşın ışıklandırması son derece zayıftı ki buda bizim işimize çok yarıyordu. İşe başladık bir yandan şakalaşıyoruz bir yandan da yazılar yazıyoruz. Bir perde aralandı aceleyle kapandı.
-Başkan görüldük.
+Boş ver devam et sen.
-Deniz "Fight Club'ı" izledin mi?
*Evet izledim de hoşuma gitmedi.
-Niye lan gayet yaptığımızı anlatmıyor mu? Bir yığın boş işlerle uğraşmanın, sistemin kölesi olmanın ne kadar mantıksız olduğunu aslında insanın asgari birkaç şeye ihtiyacı olduğunu anlatıyor. Bu birkaç şey biraz fazla olabilir ama o kadarda bizim düşündüğümüz gibi bir alayım alayım çılgınlığı saçma.
*Yinede bu bir film ve para kazanmak için yapıldı. Aslında sistem bunu bile bize satıyor.
-Haklısın aslında ne de olsa CHE'nin tişörtlerini şapkalarını yapıp sattı bize. Bizde bir şey demeden aldık.
Bu sohbet devam ederken başkanın ayak seslerini ve bizi uyararak kaçın demesi çınladı sokakta. Sokağın iki ucu tutulmuştu. Deniz'in son iki harfi kalmış benim daha 4 harfim kalmıştı. Başkan kayboldu. Biz kaçamayacağımızı anlamıştık ve biraz dayak yiyecektik. Deniz harflerini bitirdikten sonra benim daha iki harfim vardı.
-Canın dayak istiyor mu bu gece?
*İstemiyor ama bize soracaklarını düşünmüyorum. Bizde afiyetle yiyecez napalım.(İnce bir gülümsemeyle yanıma geldi.Son harfi yazmak işin boyasını çalkaladı. Ben maviyle yazıyordum o beyazla. Son harfi yazmadan "N" nin son bir çizgisi kalmışken ensemizden tuttular)
-Zamanı geldi sanırım. Hazır mısın yeni copların tadına bakmaya.
*Şu silikon coplar değil mi çokta can yakıyor namussuzlar. Hiç hazır değilim de bu bir şeyi değiştirecek mi?
-Sanırım değiştirmeyecek.
*O değilde son çizgi eksik kaldı.
Ellerinden kurtulup elimdeki boyayı duvara sıktım. O an yıldızlar gözlerimde parladı.
*Son çizgi biraz yamuk oldu.
Bunu derken Deniz'in kafasını bir polis dirseğiyle eziyordu ama yüzü bana dönüktü.
-Ne yapalım anca o kadar oldu. Yine de Fight Club güzeldi hatta en iyi filmlerim arasında ilk sırada.
* Yapma o kadarda iyi olamaz. Viva Zapata'ya ne oldu.
- O başka.
Benimde yüzümü yere yapıştırıp ellerimi arkada kelepçelerken Deniz'den tarafa bakıyordum. Polisler bağırıyor küfür ediyordu.
- Oldukça kinli gibiler ne dersin?
*Ee bu saatte sıcak inlerinden çıkardık oları tamda koltuklarında pirelerini dökerken.
-Aslında hukuk okumalıyım?
* Neden?
- Polislere bir kimlik gösterip öylece yanlarından geçip gitmek için. Beni arayamayacaklar ve ben onlara sırıtacam onlar kuduracak bir şey yapamayacaklar.:)
*İyi fikir belki arada bir iki davaya da girersin.
Polisler çok sinirliydi ve bizi baya hırpalıyorlardı. O an başkanın nasıl kaçtığını merak ettim.
-Deniz niye kaçmadın yada en azından denemedin.
*Ne olacak abi bir iki gece içerde tutarlar, döverler sonra da bırakırlar.
-Umarım kemiklerimiz yerinde durur.
*Bende tıp okumalıyım sanırım. Kendi yaralarımı sarmak için.:)
Ayrı ayrı arabalara bindirilmek üzere farklı yönlere doğru sürükleniyorduk.
-Deniz "N" nin üçte birini ben yaptım unutma:)
*Yamuk oldu ama.
31 Aralık 2013 Salı
dolama kalem
geçmiş geçmişte kalmıyor
"arkana dönüp bakmazsan bir daha dönmezsin" dediler
dönüp dolaşıp aynı yere geliyor
vazgeçmeyi öğrenmemiz lazım
ilerlemek için
mutlu olmak için vazgeçmeyi öğrenmemiz lazım
-kırmızılar diyarını özledim-
zaman değişti
mekan değişti
kafa değişmedikten sonra neye yarar
her şey değişti
değişmeyen acizlikler
vazgeç artık
aramaktan
her ne arıyorsan
vazgeç
içten içe mutsuz olmayı istemekten
her şeyi yıkıp yeniden yapmaktan
geçmişe takılı kalıp dalmaktan
kendini "ama" larla avutmaktan
-dolma kalem bulmalıyım kurşun kalem kesmiyor artık-
"arkana dönüp bakmazsan bir daha dönmezsin" dediler
dönüp dolaşıp aynı yere geliyor
vazgeçmeyi öğrenmemiz lazım
ilerlemek için
mutlu olmak için vazgeçmeyi öğrenmemiz lazım
-kırmızılar diyarını özledim-
zaman değişti
mekan değişti
kafa değişmedikten sonra neye yarar
her şey değişti
değişmeyen acizlikler
vazgeç artık
aramaktan
her ne arıyorsan
vazgeç
içten içe mutsuz olmayı istemekten
her şeyi yıkıp yeniden yapmaktan
geçmişe takılı kalıp dalmaktan
kendini "ama" larla avutmaktan
-dolma kalem bulmalıyım kurşun kalem kesmiyor artık-
10 Eylül 2013 Salı
bir sürü çocuğu öldürdüler
Bir çok genç öldü
bir sürü insan
hala susuyoruz
öyle bir susuş ki
kan damlıyor gözlerden
daha gençtiler
sadece fikirleri için direndiler
şimdi toprakla bir olup
yerlere serildiler
vicdan arama boşuna
kana susamış insan müsveddeleri
ellerinde cop sistem köpekleri
bizden bi bok olmaz kardeşim
biz anca göt üstünde oturalım
lafı evirip çevirelim
bir sürü insan
hala susuyoruz
öyle bir susuş ki
kan damlıyor gözlerden
daha gençtiler
sadece fikirleri için direndiler
şimdi toprakla bir olup
yerlere serildiler
vicdan arama boşuna
kana susamış insan müsveddeleri
ellerinde cop sistem köpekleri
bizden bi bok olmaz kardeşim
biz anca göt üstünde oturalım
lafı evirip çevirelim
sigaraya Başla
Siktiret beni, boşver beni konuşmayalım burda. Sen anlat, nerdesin; nasılsın; kimlerlesin? Şu hayatta ne halt edersen et arkanı toplayacak biri var mı ondan haber ver? Elini tutup dağ orman gezecek ve bunu sen istediğin için değil kendi de sevdiği için yapacak sadece sen yanındasın diye mutlu olacak, salt davranışlar duygular değil fikirleriyle ortaklaştığın. Gülme, boktan bir yaşantımız var her yanımız hükümranlık her tarafta bir tahakküm. Sıyrılamadan bunlardan ve elini tutup kır-bayır gezecek biri olmadan ne önemi var para kazanmanın. Katlı binalarda çalışıp zamanı çarçur etmenin.
Sen beni geç bende bi bok yok. Aynı teranede dolanıyorum sen bana "O'nu" anlat "O" diyeceğin birini anlat; anlat ki yaşadığını bileyim, yaşadığımı bileyim. Unutma sen iki kişiliksin. Sandığından çok daha fazla ızdırap çektim. Bakma öyle bunlar benlik yitiminin bir ilanıdır bunu böyle kayda geçebilirsin. Beni de düşünme, sen kendi içinde iki kişiliksin başkasını kastettiğimi düşünme sakın. Sen hep böyle biraz saftın. Kelimelerin altındaki kinayelerden hep böyle uzaktın. Asma suratını önemli değil elbette. Hatta hiç bir şeyin önemi yok.
Uzun etekler giy bence daha güzel oluyorsun. saçlarını sakın kestirme. Gördün mü? Bende hükümran konuşmaya başladım. Sen anladın beni, ne demek istediğimi değil mi? Haklısın ben düzgün anlatmalıyım senden bağımsız, benim düşünerek konuşmam gerek.
Unutma hiçbir şeyi özellikle mutsuzluklarını ve hayal kırıklıklarını hafızana kazı; hayır melankolik ol diye demiyorum yaşa dibi gör ve daha fazlasını yaşa diye söylüyorum. Sen iyisimi sigara içmeye başla arada bir araya geldiğimizde bana ikram edersin. Sert olmasın tabi içtiğin sigara yada en serti olsun baya boğulalım genç ölelim.
Gidiyorum ben kal sağlıcakla yada nasıl istersen öyle kal istersen hiç sağlıklı olma. Düşün ama öyle berhava olmasın.
Sen beni geç bende bi bok yok. Aynı teranede dolanıyorum sen bana "O'nu" anlat "O" diyeceğin birini anlat; anlat ki yaşadığını bileyim, yaşadığımı bileyim. Unutma sen iki kişiliksin. Sandığından çok daha fazla ızdırap çektim. Bakma öyle bunlar benlik yitiminin bir ilanıdır bunu böyle kayda geçebilirsin. Beni de düşünme, sen kendi içinde iki kişiliksin başkasını kastettiğimi düşünme sakın. Sen hep böyle biraz saftın. Kelimelerin altındaki kinayelerden hep böyle uzaktın. Asma suratını önemli değil elbette. Hatta hiç bir şeyin önemi yok.
Uzun etekler giy bence daha güzel oluyorsun. saçlarını sakın kestirme. Gördün mü? Bende hükümran konuşmaya başladım. Sen anladın beni, ne demek istediğimi değil mi? Haklısın ben düzgün anlatmalıyım senden bağımsız, benim düşünerek konuşmam gerek.
Unutma hiçbir şeyi özellikle mutsuzluklarını ve hayal kırıklıklarını hafızana kazı; hayır melankolik ol diye demiyorum yaşa dibi gör ve daha fazlasını yaşa diye söylüyorum. Sen iyisimi sigara içmeye başla arada bir araya geldiğimizde bana ikram edersin. Sert olmasın tabi içtiğin sigara yada en serti olsun baya boğulalım genç ölelim.
Gidiyorum ben kal sağlıcakla yada nasıl istersen öyle kal istersen hiç sağlıklı olma. Düşün ama öyle berhava olmasın.
Birlikteyiz Hepsi Bu
Susmak çoğu zaman çok konuşmaktır
Zaman ve mekan önemli değil
Şuan sadece biz varız
Yarın ne olacak önemli değil
Psikolog ve hastası gibi olalım
Sadece yaşayalım ve geçelim
İçimiz rahatlasın
Sır olarak kalsın
Eylemsizliktense saçma eylemler daha iyi
Var olmayı hissetmek aslında
Varlığının herhangi bir şeye
Herhangi birine kurban etmeden yaşamak
Öpmek istemek ve öpmek
Aydınlandı yüzler
Ol dedik oldu
Laf lafa girdi biz bir aradaydık
Yaşadık bitti
Zaman ve mekan önemli değil
Şuan sadece biz varız
Yarın ne olacak önemli değil
Psikolog ve hastası gibi olalım
Sadece yaşayalım ve geçelim
İçimiz rahatlasın
Sır olarak kalsın
Eylemsizliktense saçma eylemler daha iyi
Var olmayı hissetmek aslında
Varlığının herhangi bir şeye
Herhangi birine kurban etmeden yaşamak
Öpmek istemek ve öpmek
Aydınlandı yüzler
Ol dedik oldu
Laf lafa girdi biz bir aradaydık
Yaşadık bitti
31 Ağustos 2013 Cumartesi
Ölü Toprağı
Meydanlarca dolu olan öfken
Bitsin
Bitsin artık nefretin
Nerlere sakladım bilsen sesimi
Seni anlatan kelimelerimi
Ölüm değil mi adı her bitişin
Ellerimle gömdüm
Taa derinlerine toprağın
Çatlamak üzere
Zelzeleler kopuyor barınamıyor
Derinliklerde hislerim
Lime lime artık
Her
Düşüm
Düşüncem
İnsin gök yüzünden düşen örs
Kafamın ortasıda olabilir
Okyanusun soğuk suları da
Kan kusuyor gözlerim
Şehir şehir
Bölge bölge büyüdün
Ölü toprağına boğdum senli olan herşeyi
Ölmek bilmedi
Erik bahçesinde kaybettim seni
Kırmızılar diyarından haberler getirmişken bana
Gözlüğün vardı
Kahve içecektik birlikte
Çenesi düşükler ordusu bastı buraları
Hayallerimi gasp ettiler
Umutlarım artık yeşermiyor
Erik bahçesinde kaybettim seni
Kırmızılar diyarından haberler getirmişken bana
Gözlüğün kırıktı
Lanetler yağıyor
Yağıyor yağmur niyetine
Solan kırmızılar
Artık kırmızılar yok
İğne deliği doldurmaz hayatımda
Sancılarla dolu insanlar
Sancısız olmaz dediler
Onlar hep bilir
Herşeyi bilir
Kastamonuda bulmuşlar seni
Elinde kahve fincanın
Eskiz kağıtları bırakırken arkanda
Taş duvarlar ördün üstüme
Yok ki anlayan sanatından başka
Mimarı sensin bu yapının
At artık üzerimden toprağı
Seni gömmek isterken
Toprak beni sarmış
Güneşe hasret
Değirmenli derelerde kayboldum
Şitle muhabbete düştük
Tanrı yazmamış adını kitaplara
Soysuzlar diye haykırıyor
Soyun asıl sahibi
Susuzluk bastı beni
Gel
Gel de bir tas su ver
Ellerin dert görmesin isterim
Bi de benim ol isterim
Bitsin
Bitsin artık nefretin
Nerlere sakladım bilsen sesimi
Seni anlatan kelimelerimi
Ölüm değil mi adı her bitişin
Ellerimle gömdüm
Taa derinlerine toprağın
Çatlamak üzere
Zelzeleler kopuyor barınamıyor
Derinliklerde hislerim
Lime lime artık
Her
Düşüm
Düşüncem
İnsin gök yüzünden düşen örs
Kafamın ortasıda olabilir
Okyanusun soğuk suları da
Kan kusuyor gözlerim
Şehir şehir
Bölge bölge büyüdün
Ölü toprağına boğdum senli olan herşeyi
Ölmek bilmedi
Erik bahçesinde kaybettim seni
Kırmızılar diyarından haberler getirmişken bana
Gözlüğün vardı
Kahve içecektik birlikte
Çenesi düşükler ordusu bastı buraları
Hayallerimi gasp ettiler
Umutlarım artık yeşermiyor
Erik bahçesinde kaybettim seni
Kırmızılar diyarından haberler getirmişken bana
Gözlüğün kırıktı
Lanetler yağıyor
Yağıyor yağmur niyetine
Solan kırmızılar
Artık kırmızılar yok
İğne deliği doldurmaz hayatımda
Sancılarla dolu insanlar
Sancısız olmaz dediler
Onlar hep bilir
Herşeyi bilir
Kastamonuda bulmuşlar seni
Elinde kahve fincanın
Eskiz kağıtları bırakırken arkanda
Taş duvarlar ördün üstüme
Yok ki anlayan sanatından başka
Mimarı sensin bu yapının
At artık üzerimden toprağı
Seni gömmek isterken
Toprak beni sarmış
Güneşe hasret
Değirmenli derelerde kayboldum
Şitle muhabbete düştük
Tanrı yazmamış adını kitaplara
Soysuzlar diye haykırıyor
Soyun asıl sahibi
Susuzluk bastı beni
Gel
Gel de bir tas su ver
Ellerin dert görmesin isterim
Bi de benim ol isterim
9 Ağustos 2013 Cuma
İki sigara
-eksik olan şeyleri severim.-
O sesten önce ne güzel oturmuş muhabbet ediyorduk. Baya çabalamıştım aslında bu yemek için ve birden boktan bi şekilde bozulacağını düşünmemiştim. Çok yalnızdım ve birlikte olduğum tüm kadınlar kısa sürede terk ediyorlardı. Ahmet Abiye sordum.
-Olum pahalı yere götür onları.
İyide ne alakası var, niye pahalı yer mecburiyeti var. Hayır bir cimrilik değilde saçma gelmesi durumu. Ne kadar desemde anlamadım mantığım yetmedi bunlara. Anlatınca anlıyorum aslında da mantıksız geliyor. Tamam anladım abi ama.. diye başlıyorum ve bir sonuca varamıyoruz. Neyse nerde kalmıştık. Ahmet Abi'nin tavsiyesine uydum. Aslında o kadar çok denenmiş ve çoğunlukla başarılı olunmuş ki olmaması benim beceriksizliğim olacaktı.
Şöyle şehirden uzak yüksekçe bir yere kurulmuş doğanın ortasında -hani vaatler vardır ya "doğayla iç içe" işte oralardan biri, bence saçmaydı çünkü o yeşili mahvediyor. Yürünmesi gereken yerde o lüküslüğü kondurarak insanı saçma bir kasvete sürüklüyor- körfeze gül dökülmüş masalardan baktıran bir yer. Tamam dedim budur işte pahalıysa pahalı, havalıysa havalı. Araba kiraladım -bir arabam yoktu hiç olsun diyede bir hevesim olmamıştı. Bir motorum vardı onunla götürme demişti Ahmet Abi. O an anladım ki Ahmet Abi benim ilişki uzmanım olmuştu.- Yolda yolmuş hani dön dön bi hal olduk. Bu durum kadının çok hoşuna gitmiş olmalı ki kıkır kıkır gülüyordu. Ne söylesem komik geliyordu. Her şey mükemmele yakındı. Ta ki o kadın gelip arkamdan bağırıncaya kadar. İlk bağırdığında bana söylediğinin farkında değildim tabi, karşımdaki kadın dikkat kesilince anladım ki bizmişiz muhatap daha doğrusu benmişim. Döndüğümde ilk defa görüyordum bu kadını.
-Orospu çocuğu neden bırakıp gittin beni. Hiç bir şey demeden neden siktir olup gittin.
Ben annemi biliyorum dedim. O ev hanımıdır. O taraklarda bezi olmaz. Sonra saçmaladığımı fark ettim sustum allahtan kimse duymamıştı ne dediğimi.
-Ne geveliyon olum ağzında düzgün konuşsana erkek gibi söylesene.
İşler baya karışıyordu. Biriyle mi karıştırdınız beni ben sizi ilk defa görüyorum dedim. Kuyruğuna basılmış kedi gibi bağırmaya başladı.
-Lan göt lalesi bu mu bahanen karşında duran şu safinazdan mı çekiniyon? Ne var onda bende olmayan. Daha mı fantezi geçmişi geniş, daha mı çok mutlu ediyor seni. Senin her bir derdine koşmadım mı? Yemeğini mi yapmadım, temizliğini mi yapmadım. Sırf sen seviyorsun diye kitaplar mı okumadım annemden kahve yapmayı mı öğrenmedim. Söyle bana ne derdin vardı da kayboldun haber vermeden.
Baya kafam karışmıştı ne dediğini anlamaya çalışırken birden karşımdakini hırpalamaya başladı. Zor elinden aldım. Arabaya gittik şehre döndük. Ahmet Abi'yi sövgüyle andım. Evime döndüm yine yalnızdım. Şişmanı aradım iki bira içelim diye o da patronuyla bağ evine mangala gidecekmiş. Aldım sigaramı çakmağımı çay içeyim bari deyip çay bahçesinin yolunu tuttum. Çay bahçesinde gecemin içine eden kadını gördüm çay söyleyip yanına oturdum.
-Ne oldu? diye sordu. Hiç dedim hiç bir şey olmadı sen geldikten sonra eve yalnız gittim dedim.
-Üzüldüm. Halbuki daha sert bir gece olabilirdi değil mi?
Geçip gitti dedim.
-Erkekler neden bu kadar sik kafalı?
-Bilmem hepsimi öyle?
-Evet, sen öyle değilim zannediyorsun ya sen de öylesin.
-Sanmıyorum öyle olduğumu, gerçi olsam da ne fark edecek ki
-Hadi git çayını içtiysen yeter bu kadar testosteron fazla bana bir günde.
-Ciddi olarak beni tanıdığını düşünmüştüm.
-Ben bütün erkekleri tanırım bi bok çukurundasınız hepiniz.
-Peki sana iyi yüzmeler o vakit.
Motoruma atlarken
-Fazla kaskın var mı?
Konuşmadan verdim kaskı. İki sigarayı aynı anda ağzıma koyarak yaktım, birini ona verdim ve yola çıktık. Ne o nereye gidiyoruz dedi ne ben biliyordum nereye gittiğimizi. Kaybolmuştum uzun zamandır. Kaybolmuş kaybolmuşu tanır. Hiçsizliğe doğru yol almak istedimse de yolu nerde başlar nerde biter bilemeden öylece yollandık.
-eksik olanı severim hele hayatın yada umudun eksik olanını-
16 Temmuz 2013 Salı
al bunu sevgilim mimar olursun
çatıdan ışıklara bakıyorum
romantiklik olsun diye değil
ışıklardan gökyüzünü göremiyorum
-bide şu minareler olmasa önümde-
sana bakıyorum
evin uzakta göremiyorum
üstelik miyopum
eskiz kağıtlarına yazıyorum
ne önemli yazdığım
al sevgilim
bununla mimar olursun
romantiklik olsun diye değil
ışıklardan gökyüzünü göremiyorum
-bide şu minareler olmasa önümde-
sana bakıyorum
evin uzakta göremiyorum
üstelik miyopum
eskiz kağıtlarına yazıyorum
ne önemli yazdığım
al sevgilim
bununla mimar olursun
6 Temmuz 2013 Cumartesi
sabun köpüğü
adını bilmediğim
ucuz bir sabun markasının
köpüğü gibi aktım sana
sel kesmişti yolu
logardan içeri girdim
hangi tanrı bilmem
sana gelmemi engelledi
denize çok yolum vardı daha
uzun uzadıya düşündüm
düşündüm
düşündüm
sonra başka
adını bilmediğim
sabun köpükleri geldi
konuşmaya daldık
daha çok vardı denize yolumuz
sevgilim
buralar çok hijyenik
bakma sen kokusuna
gökyüzünü gördüm
diğer sabun köpükleride gördü
japon markalarını pek sevdim
-gerçi hiçbir japon marka bilmem ya-
sana geliyorum sevgilim
yolum uzun
önce akdenize açılacam
atlas okyanusunu geçecem
hint okyanusundan kurtulunca
basraya dalacam
daha çok yolum var sevgilim
sen bekleme beni uyu
ama yalnız uyu
başka kol sarmasın seni
ne hikayeler biriktirip gelecem
sarınca hepsini
bir bir deyiverecem
sevgilim
yolu fırtınalar kesti
sana çok yolum var
bekleme beni sen uyu
ama yalnız uyu
başka kollar sarmasın seni
saçlarına başka eller değmesin
aşk dolu
-kıskanırım saçlarını-
ucuz bir sabun markasının
köpüğü gibi aktım sana
sel kesmişti yolu
logardan içeri girdim
hangi tanrı bilmem
sana gelmemi engelledi
denize çok yolum vardı daha
uzun uzadıya düşündüm
düşündüm
düşündüm
sonra başka
adını bilmediğim
sabun köpükleri geldi
konuşmaya daldık
daha çok vardı denize yolumuz
sevgilim
buralar çok hijyenik
bakma sen kokusuna
gökyüzünü gördüm
diğer sabun köpükleride gördü
japon markalarını pek sevdim
-gerçi hiçbir japon marka bilmem ya-
sana geliyorum sevgilim
yolum uzun
önce akdenize açılacam
atlas okyanusunu geçecem
hint okyanusundan kurtulunca
basraya dalacam
daha çok yolum var sevgilim
sen bekleme beni uyu
ama yalnız uyu
başka kol sarmasın seni
ne hikayeler biriktirip gelecem
sarınca hepsini
bir bir deyiverecem
sevgilim
yolu fırtınalar kesti
sana çok yolum var
bekleme beni sen uyu
ama yalnız uyu
başka kollar sarmasın seni
saçlarına başka eller değmesin
aşk dolu
-kıskanırım saçlarını-
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)