28 Ağustos 2011 Pazar

tanrının luzumsuz şakası

lanet okuyorum kendime her seferinde sana doğru seğirttiği için kalbim.

 ey tanrı nedir bu şaka yeterince eğlenmedin mi benimle..

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Bitti !!

    Bitti dersin kendi kendine bu sefer kapattım o konuyu artık donmem dersin, işte o büyük bir yalan. Her fırsatta dönüp dönüp bakarsın, bakmak için can atarsın.
Kendi kendime bitti diyorum artık uzak duracam ondan gelgör ki bi türlü beceremiyorum, çok istediğim halde -tamamen mantıksal olarak duygusal olarak deli gibi onun yanında olmak istiyorum.- olmuyor.
Olmayacak birşey için kendimi niye yoruyorum ki. Tamam insan acı çekmeyi sevebilirde bu kadar fazlası ağır geliyor bana ve buna dur demem gerek.
   --Yok be niye dur diyeyim ki seviyorum, onunla muhabbet etmek onunla oturmak birlikte olmak şu yeryüzündeki en güzel anlardan biri oluyor bundan neden vazgeçeyim ki.
   --Ama acı çekiyorum, kaldıramayacağım büyüklükte bir yük bu işte tam bu yüzden üstesinden gelemediğim için onu kafamdan atamadığım için onunla heran birlikte olmak istediğim için ve bunun olmayacağını bildiğim için uzak durmam gerekiyor. Ona çıkan her yoldan eşkiya bekliyormuş gibi yolda kaçmam gerekiyor.
   --İyi de insan milyonda bir umut var iken bile mücadele ediyor;o uğurda zaman harcıyor ben neden yapmayayım ki? ve benim umudum -en azından bana verilen umut- çok fazla ee o halde devam etmeliyim.
İkinci bir düşüşü ki bunu önceden bildiğim halde kaldırabilir miyim? ilkinden daha ağır bir acıyı kaldırabilir miyim?
 
--Sanırım hayır kaldıramam.
   
  Bana bir kere "git" de. sadece bir kere "git başımdan istemiyorum ben başkasına aidim" de sadece bir kere. Bak o zaman sana bir daha geliyor muyum. senden fellik fellik nasıl kaçarım sen o zaman gör.
   --Hayır bana arkadaşça yada dostça gelme istemiyorum bundan hoşlanmıyorum ben seninle arkadaşça nasıl muhabbet edebilirim ki.
  --Seninle yaptığım muhabbeti daha önce hayatıma giren hiçbir kadınla yapmadım ve bu beni benden alıyor. Hiçbir kadınla şarap içerken ne dinleniri konuşmamıştım yada hiç bir kadınla sanat filmi tadında geçen bir günün sonrasında o filme uygun müzik bulma çabasına girmemiştim.
Atmak için seni kafamdan yaptığım ilk adımdı "drama köprüsü" çalarken bunu değiştirin demek. Devamını yapmak içinde kendime bahaneler bulmam gerek bir meşgale beni oyalayacak bir şey. -ne olursa-

 --bana çokça bahane gerek çokça..

7 Temmuz 2011 Perşembe

hı hı evet

melodrama takılıp kalmak acı birşey mi acaba.. aklımda bir sürü acaba var? acaba insan yüksekçe bir yerden atlayınca uçabilecek mi? acaba o hayalim gerçek olacak mı? acaba o yolun sonu görünecek mi? acaba .. acaba ..

ağır arabesk kötüdür. arabesk diyince heyheylenmeyin kast ettiğim melodram yada melankoli entelce isimler bunlardı sanırım.
"yorgunum" dedi sordum sebebini dahası bence olan nedeni söyledim. sürekli bir karmaşa içinde yaşamak, hep o boşluğa bakmak insanı ne derece yorar?
sanırım hep bir yanımız arabesk bu topraklarda lakin fazlaca içine dalmak dahası o durumdan çıkamamak yorucu insanın gözünde ki feri alan bir nevi sünger...

6 Temmuz 2011 Çarşamba

öyle işte

şu sıralar kendimi otuzunda işsiz güçsüz, evde aç çocukları bekleyen biri gibi hissediyorum üstelik çocukların annesi ölmüş..
kendimi babası ölmüş annesi tecavüze uğramış gibi hissediyorum..
öyle bir boşluk ve ağırlık ki adım atamıyorum..

3 Temmuz 2011 Pazar

aidiyet duygusu

bir buçuk saatlik kısa ama uzun bir iş deneyimi yaşadım bugün. kısa sürdü iş lakin baya yordu beni..
gittiğimde herkesin üzerinde iş yerine ait baskılı üniforma vardı ve bana verecekleri yedek bir üniforma yoktu. sen kendi elbiselerinle takıl dediler. olur dedim başta daha iyi ne öyle tek tip görünmek falan dedim. zaman geçtikçe "aslında giysem fena olmaz mı"ya dönüştü 12 çalışan vardı ve ben bir ikisiyle tanıştım ancak beni kabul etmiyorlardı çünkü onlar gibi giyinmemiştim ve aslında kabul edilmemeyi kabullenmiştim bi bakıma. bunlar olurken bir üniformanın yada bir kimliğin "aidiyet kazandırır mı canım" havası vardı bende. insan hissetmeli o aidiyeti ordan olmayı içten istemeli diye düşünürdüm lakin o ortamı görünce aslında baya etkiliymiş o kimlik yada orda her ne varsa "aidiyet kazandırma adına" bu duyguyu pekiştirmek. o an o üniformanın üzerimde olmaması beni ordan baya soyutlamıştı ve orda çalışıyor olmama rağmen aslında çalışmıyordum çünkü kabul edilmemiştim oraya resmi olmasada gayrı resmi.
bir ülkeye ait olduğunu hissetmek aslında taşıdığın o kimlikte ve o coğrafyadaki konuşulanı kelime anlamı dışında anlayabiliyor olmak asıl aidiyet duygusu kazandıranmış. oralarda dolanırken neler yapacağını nelerin tepki toplayacağını bilmekmiş aslında durum. yaşayınca küçücük bir olayda anlayabildim ancak o duyguyu. demek ki bazı durumlarda baya itinalı konuşmak gerekirmiş.

28 Haziran 2011 Salı

hayallerin peşinden

Sanji gibi koşturmak  her gördüğün güzelin arkasından
yada sadece yolunda duruyor diye boş vaatlerle teninin kokusunu çalmak
eee nerde kaldı senin beylik lafların hani "bir" vardı "çok" yoktu
hani diyorsunya "yalan" yok "gerçekten hissetmek" var ee nerde dediklerin
aa unuttun mu yoksa hay kör şeytan görüyor musun tüh..
luffy koştursa önden "macera" kokuyor dese..

21 Haziran 2011 Salı

15 Haziran 2011 Çarşamba

kül fırtınası

ellerimi uzatsam öylece dalgınlığa vurur gibi
camı hafif aralasamda oksijen dolsa beynime kan gitse
ecel terleri dökme seansı sona erse
mabel matizden de "kül hece" öpermi beni gözlerini kapatıp..

nuh tanıklık  etse ahvalime gemiyi bırakıp gelmez mi düze
nero roma'yı yakmak yerine yakmaz mı şu suları
ah şu ecel terleri bitse artık
gözlerinde ki balyoz ağırlığını bir giderebilse

"ruhumda ki fırtınalar merihi usandırdı"

eyleyinde geldin fuzuli
can hıraş halime tanıklık etsin
etmez mi leylaya dunyayı dar
mabelden çalmaya devam eder "kül hece"...

medet um

"kaldır kafanı bak kimler can çekişiyor cennette"
saatler tersine akıyor, her an bir öncekinin aynısı
uykular haram cennette bile

sustur tüm saatleri kafanın içinde çalan
eyvallah de demezsen de dermiş gibi yap
onlar her yerde

--hadi iç şu şarabı yavaş acele etmeden

çıkrık yukarı doğru sarıyor boş kovayı
tek bir damla umut kalmamış
haykır tanrına doğru -duymayacak biliyorum-
medet um ondan


--hadi bittiyse şarabın gidelim

9 Haziran 2011 Perşembe

kim nasıl yani..

tanrınız öldü
bu kötü haberi benden duymanızı istemezdim
lakin elden birşeyde gelmez
sizin tanrı varya aslında tam bir sahtekarmış
evet evet sahtekar tamam tamam anlatayım
-canım bi çay koy hele demli olsun
hani diyordu ya size "ben sizi heran görüyor ve izliyorum" "ben sizi dinleyip sizin için en iyisini yolunuza çıkarıyorum" diye
işte o tam bir yalan yok öyle birşey tabi canım
aslında sizi oyalamak ve hani varya şu lanet olası bitmez umut işte onu sömürüyordu haliyle onunla birlikte size de tıklatıyordu
tamam ya sinirlenmene gerek yok muhabbet ediyoruz şurda
-tatlım bide şu kibriti uzatıver hah hay babana rahmet
rahmet dedim de aklıma geldi hani diyordu ya sizin tanrı "affederim sizi benden büyük affedici yok" aslında kendiyle de çelişiyor be "cehennem var" diyor o nasıl iş hani affetmek nerde kaldı.
neyse biz konumuza dönelim
*naptın sen ya nasıl gidiyor hayat
heya şu sınavlarda ne yapacaz ki allah yar ve yardımcımız olsun*
çakal bu cümleyi kurunca nasılda sevindin sen sevin sonra o heves kursağında kalsın diye kurdum bu cümleyi
hadi olum oku bir fatiha
tanrın(ız) öldü..
-canım ya şu demliği yanıma koyu ver bi zahmet..