mutluluğu çok kez denedimde hep yavan kadı kelimeler
yazamadım
"mutluluk nasıl ifade edilir ki" diye çok düşündüm
hep noksandı
anlatır mı mutluluğu bilmem ama
bir yol ayrımında oturup karşıda ki yamaçlara bakıp
karşılıklı kırkırdamalarla geçen o sıcak zamandı sanki.
birlikte yürünen o patikaydı belki
belkide birlilte sarılan tütündü..
mutluluk nasıl ifade edilir bilmiyorumda
çok mutluyum, hep birlikte sarmalıyız tütünü
hep birlikte gülelim istiyorum..
- çayları tazele biri demli olsun-
3 Kasım 2011 Perşembe
31 Ekim 2011 Pazartesi
rüya
Fütursuzca bir bakıştı yavaşca kafası görünür iken kapı aralığından
Kim bilir belki de bir çıkar yol arayışıydı
Kurallarının başkası tarafından yazılan düzenden kaçmanın
-uyan artık kendine gel rüyada değilsin-
“Ona döneceksin” diyenlere aldanma sen kimseye dönmeyeceksin
Bencillik üstüne kurulu bir düzende neden dönesin ki
Uymak zorunda değilsin kurallarına
Belki serseri olacaksın belki de bir deli
-tımarhaneler yarat kafanda-
Yalnızsın araman boşuna belki de armalarını
Omuzundan sarkacak fırfırları
bir tebessüm kadar sürecek deliliğin
Birkaç saniyelik gülümseme
28 Ekim 2011 Cuma
gitsin
karşında bir kadın durur ve ağlamaya başlar
ne oldu diye sormak istersin fakat kaybetmekten korkarsın
“en çok korktuğum şeydir gözyaşı” der karşında oturuken
ağlarsın istemeye istemeye
kadının yüzüne bakarsın yüzüne baksın diye beklersin
-bakma yıpratma kendini-
göz yaşları dökülürken gözlerinden kadının
ağlaman kesilir durakalırsın
veda etmek istersin önce o başlar lafa
“iyiydi” der başka bir şey demez o anda
sana kalan susmaktır sadece susmak
-bırak gitsin-
“bir çay içimlikti” dersin arkasından “seninle muhabbetimiz”
“sadece bir çay içimlik demli ve tadı unutulmayacak bir çay..”
22 Eylül 2011 Perşembe
ruj izleri
kimden kaçıyorsun
her yere sinmiş ruj izlerin
oje kutularına dolanmış saç telleri
hangi telle astın gençliğini onun
gelmeleri sana sanıp kaçarsın ya
-sen ne büyük aptalsın-
sana değil o gelmeler sen zannedilip aldandığı sanadır
sen bir boş tabuttun hani öyle derdin
sahi kim taşıyor seni ellerin dışarıda sallanırken
bir çay içimlikti senin kaçışın
hadi bırakta koşmayı gel otur..
1 Eylül 2011 Perşembe
Gemi
Sen ellerini sallayarak geziniyor gibilerde iken
şarkılar durmadan etrafında fink atıyor.
O gemi bir gün elbet gelecek.
Sen bilinmez gangsterlerle dolaşırken İstanbul'un bilmem neresinde
Elimde bir 45 lik belki tabanca belkide hoş bir plak
Ajanlar basmıştı evimizi, çıplak ayak yakalanmıştık
Gözlerimize rimel çekip sessiz sokaklarda dolaştırmışlardı
O gemi gelince ya sen olmazsan,
İşte o zaman "O gemi" batar.
28 Ağustos 2011 Pazar
tanrının luzumsuz şakası
lanet okuyorum kendime her seferinde sana doğru seğirttiği için kalbim.
ey tanrı nedir bu şaka yeterince eğlenmedin mi benimle..
ey tanrı nedir bu şaka yeterince eğlenmedin mi benimle..
20 Ağustos 2011 Cumartesi
Bitti !!
Bitti dersin kendi kendine bu sefer kapattım o konuyu artık donmem dersin, işte o büyük bir yalan. Her fırsatta dönüp dönüp bakarsın, bakmak için can atarsın.
Kendi kendime bitti diyorum artık uzak duracam ondan gelgör ki bi türlü beceremiyorum, çok istediğim halde -tamamen mantıksal olarak duygusal olarak deli gibi onun yanında olmak istiyorum.- olmuyor.
Olmayacak birşey için kendimi niye yoruyorum ki. Tamam insan acı çekmeyi sevebilirde bu kadar fazlası ağır geliyor bana ve buna dur demem gerek.
--Yok be niye dur diyeyim ki seviyorum, onunla muhabbet etmek onunla oturmak birlikte olmak şu yeryüzündeki en güzel anlardan biri oluyor bundan neden vazgeçeyim ki.
--Ama acı çekiyorum, kaldıramayacağım büyüklükte bir yük bu işte tam bu yüzden üstesinden gelemediğim için onu kafamdan atamadığım için onunla heran birlikte olmak istediğim için ve bunun olmayacağını bildiğim için uzak durmam gerekiyor. Ona çıkan her yoldan eşkiya bekliyormuş gibi yolda kaçmam gerekiyor.
--İyi de insan milyonda bir umut var iken bile mücadele ediyor;o uğurda zaman harcıyor ben neden yapmayayım ki? ve benim umudum -en azından bana verilen umut- çok fazla ee o halde devam etmeliyim.
İkinci bir düşüşü ki bunu önceden bildiğim halde kaldırabilir miyim? ilkinden daha ağır bir acıyı kaldırabilir miyim?
--Sanırım hayır kaldıramam.
Bana bir kere "git" de. sadece bir kere "git başımdan istemiyorum ben başkasına aidim" de sadece bir kere. Bak o zaman sana bir daha geliyor muyum. senden fellik fellik nasıl kaçarım sen o zaman gör.
--Hayır bana arkadaşça yada dostça gelme istemiyorum bundan hoşlanmıyorum ben seninle arkadaşça nasıl muhabbet edebilirim ki.
--Seninle yaptığım muhabbeti daha önce hayatıma giren hiçbir kadınla yapmadım ve bu beni benden alıyor. Hiçbir kadınla şarap içerken ne dinleniri konuşmamıştım yada hiç bir kadınla sanat filmi tadında geçen bir günün sonrasında o filme uygun müzik bulma çabasına girmemiştim.
Atmak için seni kafamdan yaptığım ilk adımdı "drama köprüsü" çalarken bunu değiştirin demek. Devamını yapmak içinde kendime bahaneler bulmam gerek bir meşgale beni oyalayacak bir şey. -ne olursa-
--bana çokça bahane gerek çokça..
Kendi kendime bitti diyorum artık uzak duracam ondan gelgör ki bi türlü beceremiyorum, çok istediğim halde -tamamen mantıksal olarak duygusal olarak deli gibi onun yanında olmak istiyorum.- olmuyor.
Olmayacak birşey için kendimi niye yoruyorum ki. Tamam insan acı çekmeyi sevebilirde bu kadar fazlası ağır geliyor bana ve buna dur demem gerek.
--Yok be niye dur diyeyim ki seviyorum, onunla muhabbet etmek onunla oturmak birlikte olmak şu yeryüzündeki en güzel anlardan biri oluyor bundan neden vazgeçeyim ki.
--Ama acı çekiyorum, kaldıramayacağım büyüklükte bir yük bu işte tam bu yüzden üstesinden gelemediğim için onu kafamdan atamadığım için onunla heran birlikte olmak istediğim için ve bunun olmayacağını bildiğim için uzak durmam gerekiyor. Ona çıkan her yoldan eşkiya bekliyormuş gibi yolda kaçmam gerekiyor.
--İyi de insan milyonda bir umut var iken bile mücadele ediyor;o uğurda zaman harcıyor ben neden yapmayayım ki? ve benim umudum -en azından bana verilen umut- çok fazla ee o halde devam etmeliyim.
İkinci bir düşüşü ki bunu önceden bildiğim halde kaldırabilir miyim? ilkinden daha ağır bir acıyı kaldırabilir miyim?
--Sanırım hayır kaldıramam.
Bana bir kere "git" de. sadece bir kere "git başımdan istemiyorum ben başkasına aidim" de sadece bir kere. Bak o zaman sana bir daha geliyor muyum. senden fellik fellik nasıl kaçarım sen o zaman gör.
--Hayır bana arkadaşça yada dostça gelme istemiyorum bundan hoşlanmıyorum ben seninle arkadaşça nasıl muhabbet edebilirim ki.
--Seninle yaptığım muhabbeti daha önce hayatıma giren hiçbir kadınla yapmadım ve bu beni benden alıyor. Hiçbir kadınla şarap içerken ne dinleniri konuşmamıştım yada hiç bir kadınla sanat filmi tadında geçen bir günün sonrasında o filme uygun müzik bulma çabasına girmemiştim.
Atmak için seni kafamdan yaptığım ilk adımdı "drama köprüsü" çalarken bunu değiştirin demek. Devamını yapmak içinde kendime bahaneler bulmam gerek bir meşgale beni oyalayacak bir şey. -ne olursa-
--bana çokça bahane gerek çokça..
7 Temmuz 2011 Perşembe
hı hı evet
melodrama takılıp kalmak acı birşey mi acaba.. aklımda bir sürü acaba var? acaba insan yüksekçe bir yerden atlayınca uçabilecek mi? acaba o hayalim gerçek olacak mı? acaba o yolun sonu görünecek mi? acaba .. acaba ..
ağır arabesk kötüdür. arabesk diyince heyheylenmeyin kast ettiğim melodram yada melankoli entelce isimler bunlardı sanırım.
"yorgunum" dedi sordum sebebini dahası bence olan nedeni söyledim. sürekli bir karmaşa içinde yaşamak, hep o boşluğa bakmak insanı ne derece yorar?
sanırım hep bir yanımız arabesk bu topraklarda lakin fazlaca içine dalmak dahası o durumdan çıkamamak yorucu insanın gözünde ki feri alan bir nevi sünger...
ağır arabesk kötüdür. arabesk diyince heyheylenmeyin kast ettiğim melodram yada melankoli entelce isimler bunlardı sanırım.
"yorgunum" dedi sordum sebebini dahası bence olan nedeni söyledim. sürekli bir karmaşa içinde yaşamak, hep o boşluğa bakmak insanı ne derece yorar?
sanırım hep bir yanımız arabesk bu topraklarda lakin fazlaca içine dalmak dahası o durumdan çıkamamak yorucu insanın gözünde ki feri alan bir nevi sünger...
6 Temmuz 2011 Çarşamba
öyle işte
şu sıralar kendimi otuzunda işsiz güçsüz, evde aç çocukları bekleyen biri gibi hissediyorum üstelik çocukların annesi ölmüş..
kendimi babası ölmüş annesi tecavüze uğramış gibi hissediyorum..
öyle bir boşluk ve ağırlık ki adım atamıyorum..
3 Temmuz 2011 Pazar
aidiyet duygusu
bir buçuk saatlik kısa ama uzun bir iş deneyimi yaşadım bugün. kısa sürdü iş lakin baya yordu beni..
gittiğimde herkesin üzerinde iş yerine ait baskılı üniforma vardı ve bana verecekleri yedek bir üniforma yoktu. sen kendi elbiselerinle takıl dediler. olur dedim başta daha iyi ne öyle tek tip görünmek falan dedim. zaman geçtikçe "aslında giysem fena olmaz mı"ya dönüştü 12 çalışan vardı ve ben bir ikisiyle tanıştım ancak beni kabul etmiyorlardı çünkü onlar gibi giyinmemiştim ve aslında kabul edilmemeyi kabullenmiştim bi bakıma. bunlar olurken bir üniformanın yada bir kimliğin "aidiyet kazandırır mı canım" havası vardı bende. insan hissetmeli o aidiyeti ordan olmayı içten istemeli diye düşünürdüm lakin o ortamı görünce aslında baya etkiliymiş o kimlik yada orda her ne varsa "aidiyet kazandırma adına" bu duyguyu pekiştirmek. o an o üniformanın üzerimde olmaması beni ordan baya soyutlamıştı ve orda çalışıyor olmama rağmen aslında çalışmıyordum çünkü kabul edilmemiştim oraya resmi olmasada gayrı resmi.
bir ülkeye ait olduğunu hissetmek aslında taşıdığın o kimlikte ve o coğrafyadaki konuşulanı kelime anlamı dışında anlayabiliyor olmak asıl aidiyet duygusu kazandıranmış. oralarda dolanırken neler yapacağını nelerin tepki toplayacağını bilmekmiş aslında durum. yaşayınca küçücük bir olayda anlayabildim ancak o duyguyu. demek ki bazı durumlarda baya itinalı konuşmak gerekirmiş.
gittiğimde herkesin üzerinde iş yerine ait baskılı üniforma vardı ve bana verecekleri yedek bir üniforma yoktu. sen kendi elbiselerinle takıl dediler. olur dedim başta daha iyi ne öyle tek tip görünmek falan dedim. zaman geçtikçe "aslında giysem fena olmaz mı"ya dönüştü 12 çalışan vardı ve ben bir ikisiyle tanıştım ancak beni kabul etmiyorlardı çünkü onlar gibi giyinmemiştim ve aslında kabul edilmemeyi kabullenmiştim bi bakıma. bunlar olurken bir üniformanın yada bir kimliğin "aidiyet kazandırır mı canım" havası vardı bende. insan hissetmeli o aidiyeti ordan olmayı içten istemeli diye düşünürdüm lakin o ortamı görünce aslında baya etkiliymiş o kimlik yada orda her ne varsa "aidiyet kazandırma adına" bu duyguyu pekiştirmek. o an o üniformanın üzerimde olmaması beni ordan baya soyutlamıştı ve orda çalışıyor olmama rağmen aslında çalışmıyordum çünkü kabul edilmemiştim oraya resmi olmasada gayrı resmi.
bir ülkeye ait olduğunu hissetmek aslında taşıdığın o kimlikte ve o coğrafyadaki konuşulanı kelime anlamı dışında anlayabiliyor olmak asıl aidiyet duygusu kazandıranmış. oralarda dolanırken neler yapacağını nelerin tepki toplayacağını bilmekmiş aslında durum. yaşayınca küçücük bir olayda anlayabildim ancak o duyguyu. demek ki bazı durumlarda baya itinalı konuşmak gerekirmiş.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)